الأمثال في القرآن - Kur’an’da Meseller Ve Mesel Kavramı

Üstad Bediüzzeman hazretlerinin: “İşte, Rabbimizi bize tarif eden Kur'ân-ı Hakîm; şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi; şu sahâif-i arz ve semâda müstetir künûz-u esmâ-i İlâhiyenin keşşâfı; şu sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakaikın miftâhı; şu âlem-i şehadet perdesi arkasındaki âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliyenin hazinesi; şu âlem-i mâneviye-i İslâmiyenin güneşi, temeli, hendesesi, âvâlim-i uhreviyenin haritası”[1] dediği kulluk kitabımız Kur’an-ı Kerim, kıyamet günü ya lehimizde ya da aleyhimizde delil olacaktır. İnsanlığın dünya ve ahiret saadeti bu kitabın iyi anlaşılmasına bağlıdır.

الأمثال في القرآن - Kur’an’da Meseller Ve Mesel Kavramı
الأمثال في القرآن - Kur’an’da Meseller Ve Mesel Kavramı

Kur’an’ın indiği asrın muhataplarına bakıldığında, bunların çoğunun, Arapların ümmi, diye tabir ettikleri, okuma yazması olmayan insanlardan oluştukları görülecektir. Ama işin garip tarafı, bu insanların hiçbiri, Peygamber Efendimiz (sav)’e, biz senin okuduğundan bir şey anlamıyoruz, demediler. Çünkü Kur’an kendine has anlatım metotlarıyla muhataplarına Kur’an’daki bu hakikatleri, kafalarda şüphe bırakmayacak, en güzel şekilde anlatıyordu. Kur’an’ın, bu toplumun şahsında, kıyamete kadar tüm insanlığa, bu kitabı hakkıyla anlamalarını sağlamak için kullandığı metotlardan bir tanesi de, muhataplarına anlatacağı konuyu mesel vererek açıklamasıdır. “Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü misali verdik.”[2]

Mesel kelimesi lügatte şibih, nazir, delil, hüccet, bir nesnenin sıfatı, halk arasında kabul görüp yayılmış ve meşhur olan sözlerdir. Bu misallerin söylenmesine de “darb-ı mesel” denir. Emsal, mesel kelimesinin çoğuludur.[3] Terim olarak ise, sonradan meydana gelen bir olayı daha önceki bir olaya benzetmek için söylenen, halk arasında kabul görerek yayılan, dilden dile dolaşan, nesilden nesile aktarılan, hikmetli, sanatlı, veciz (özlü) sözlerdir.[4] Tefsir usulü ve Kur’an ilimlerinde Kur’ân-ı Kerîm’deki meseller ve bunlardan bahseden ilim için “Emsâlü’l-Kur’ân” tabiri kullanılmaktadır. Mesel kelimesi Kur’an’da altmış dokuz, bunun çoğulu olan emsal ise dokuz yerde zikredilmiştir.[5]

            Kur’an-ı Kerîm’de mesel başlıca şu manalarda kullanılmıştır:

Misal, örnek, benzer. Meselin en yaygın anlamı olup bazı âyetlerde çeşitli mesellere yer verildiği açıklanmıştır (meselâ bk. er-Ra’d 13/17; İbrâhîm 14/24-26; er-Rûm 30/58; ez-Zümer 39/27). Öte yandan Allah hakkı beyan için bir sivrisineği, hatta ondan daha zayıf bir varlığı bile misal olarak göstermekten çekinmeyeceğini bildirmiştir (el-Bakara 2/26).
Hal, sîret, durum. Geçmiş kavimlerin halleri, inkârcı tutum ve davranışları, bu yüzden başlarına gelen musibetler birer mesel olarak zikredilmiştir (el-Bakara 2/214; el-A‘râf 7/176; ez-Zuhruf 43/8).
İbret. Bazı geçmiş kavimlerin hayat hikâyelerinin ve akıbetlerinin anlatıldığı ayetlerde mesel bu anlamda kullanılmıştır (meselâ bk. ez-Zuhruf 43/56, 59).
Vasıf, özellik. Pek çok âyette mesel bir şeyin vasıf ve özelliklerini ortaya koymaktadır. Takvâ sahiplerine vaad edilen cennetin meseli anlatılırken onun zemininden ırmakların aktığı, yemişlerinin ve gölgesinin sürekli olduğu dile getirilir (er-Ra’d 13/35; ayrıca bk. Muhammed 47/15). “Kötü mesel âhirete inanmayanlar içindir. En yüce meseller ise Allah’a aittir” (en-Nahl 16/60) meâlindeki âyette sözü edilen meseller de “sıfat” mânasındadır. (ayrıca bk. el-En‘âm 6/122; er-Rûm 30/27; el-Feth 48/29).[6]
Mesellerle anlatım tarzı Arapların sıkça başvurduğu bir anlatım metodudur. Semavi dinlerin ve kitapların doğuda ortaya çıkması hasebiyle, doğuda meseller ve özdeyişler batıya kıyasla daha fazladır. Doğu milletlerinin içerisinde de bunu en fazla Araplar kullanmıştır. Fars asıllı Hamza el-İsfahânî, Arap mesellerinin Fars mesellerinin on katı olduğunu, Ebu Ubeyde’nin Ahmed b. Saîd el-Bâhilî’ye 14.000 Arap meseli rivayet ettiğini kaydeder. Arapların ümmî olması ve derleyip yazıya geçirememeleri sebebiyle mesellerin çoğu kaybolmuş, zamanımıza sadece 6000 kadarı ulaşabilmiştir. Arap mesellerinin fazla olmasının diğer bir sebebi de, çoğunun aslının şiire dayanmasıdır. Nitekim kasidelerinin hepsi mesel olan şairler de vardır. Ebü’l-Atâhiye’nin “Zâtü’l-emsâl” adlı kasidesinin 4000 mesel içerdiği kaydedilir.[7] Araplar arasında meşhur mesellere verebileceğimiz örneklerden bir tanesi; "الصَّيفَ ضيَّعتِ اللّبنَ " meselidir. Bu mesel, yaşlı ve zengin kocasından ayrılıp, genç ve yoksul biriyle evlenen kadın için söylenmiştir. Geçim sıkıntısından dolayı, evde yiyecek bir şeyleri kalmayan kadın, eski kocasından süt istemeye gidince, eski kocası olan yaşlı adam, eski hanımına; " الصَّيفَ ضيَّعتِ اللّبنَ " “sen sütü, yazın kaybetmiştin” der. Bununla adam, sen geçen yaz benimle evliydin. O zaman benden ayrılmakla aslında sen bu sütü, daha o zaman kaybetmiştin demek ister. Bu olaydan sonra, elindeki fırsatı değerlendiremeyip kaçıran herkes için bu söz kullanılmaya başlanmıştır.   

Kur’an meselleri Arap mesellerinden farklıdır. Kur’an meselleri; hem lafız hem mana bakımından, gerek daha önce Arap edebiyatında mevcut olan meseller; gerekse de hadislerde geçen mesellerden ayrı, kendine has bir üsluba sahiptir. Kur’an, kendine has üslubuyla kullandığı bu meseller sayesinde; ayetlerdeki mâna ve maksadı, kısa ve özlü olarak muhatapların anlamasına olanak sağlamıştır. Bu anlatım tarzı, muhataplarının ruhunda iz, kendisine hayran bırakmıştır. Kur’an’daki meseller; bazen muhatabın anlamakta güçlük çekebileceği, yer altında saklı hazine gibi gizli manalarını ortaya çıkarmakta, soyut konuları açıklamaktadır.[8] Yine Kur’an meselleri; en uzak hakikatleri yakına getiren bir dürbün; en yüksek gerçeklere ulaştıran bir merdiven; gaybî gerçeklere açılan bir pencere gibidir.[9] Kuran Meselleri; Kur’an’ın, muhatabını ikna etmek, sözleri adeta resimlendirerek ruha, duyulara seslenmek için kullandığı bir yöntemdir.[10]

İsfahani şöyle der: Arapların darb-ı mesel kullanması, ulemanın nazire­de bulunması, bir takım gizli manaları ortaya çıkarmada, gerçekleri gösterme­de kullandıkları, herkesçe bilinen bir husustur. Bunlar; tahayyül edileni ger­çekleşmiş şeklinde, tasarlananı anlaşılır şeklinde, gaibi de müşahhas şeklinde gösterir. Darb-ı meselde, husumeti şiddetli olan hasma galip gelmek, kibirlenenin şiddetli tavrını sindirmek özelliği vardır. Darb-ı mesel, bir şeyi bizatihi vasfetmekle mümkün olmayan tesiri, kalbe yerleştirir. Bu yüzden Allah’u Teâlâ Kur’an’da olsun, diğer semavi kitaplarda olsun, emsal-i çokça zikretmiştir.[11]

Beyhaki’de, Peygamber efendimiz (s.a.v.)’den şöyle bir hadis rivayet edilir: “Kur’ân şu beş vecih (esas) üzerine nâzil olmuştur; Helal, Haram, muhkem, müteşabih ve Emsal. Helalı işleyiniz, haramdan sakınınız, muhkeme uyunuz, müte­şâbihe inanıp emsal’den ibret alınız, buyurmuştur.” Meseller, helal, haram, muhkem, müteşâbih gibi Kur’ân’ın temel konularından biri, belki de en hacimli olanıdır. Kur’ân’ın, konularını anlatırken sıkça mesellere başvurması, sözün güzelliğine güzellik katmakta ve etkisini arttırmaktadır.[12] Kur’an’da geçen kıssalar da saydığımız özellikleri içerisinde barındıran meseller mahiyetindedir. Ayrıca mesellerle anlatım; başta Peygamber Efendimiz (sav) olmak üzere, diğer peygamberlerin ve hükemanın da kullandığı bir yöntemdir. Bu bakımdan, Kur’an ilimleriyle uğraşan âlimlerin, müçtehitlerin bu ilme vakıf olmaları elzemdir. Nitekim imam Şafii, bu işlerle uğraşan âlimlere, müçtehitlere mesel ilmini bilmeyi şart koşmuştur.

İnşallah önümüzdeki ay, Kur’an’da geçen mesellerden, iki ayetten örnek vererek açıklamaya çalışacağız. Bir dahaki ayda buluşmak ümidiyle, Allah’a emanet olun, dualarınızı bekliyorum.

Not: Yıllar sonra tekrar sizlerle olmaktan dolayı çok mutluyum. Bu fırsatı bana sundukları için İnzar Dergisi’ne şükranlarımı arz ediyorum.


[1] Risalei Nur, Mektubat, 19. Mektup

[2] Zümer Suresi, 27

[3] İmam Suyuti, El-İtkan, Cild 2, S;337-345, Terc. Doç. Dr. Sâkıp YILDIZ Ve Dr. Hüseyin Avni ÇELİK, Hikmet Neşriyat

[4] Süleyman Koçak, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Kur’an’da Mesellerle Anlatımın Eğitim Açısından Değeri S; 187-215

[5] M. F. Abdülbâki, el-Mu’cem, “msl” md

[6] TDV Ansiklopedisi, 2004, c 29,  s; 299-301

[7] İmam Suyuti, El-İtkan, C 2,S:337-345, Terc.Doç. Dr. Sâkıp YILDIZ Ve Dr. Hüseyin Avni ÇELİK, Hikmet Neşriyat

[8] Şerif Mansûr, el-Emsâl fî’l-Kur’âni’l-Kerîm, s. 57; Eren, Şâdi, Kur’ânda Teşbîh Ve Temsîller, s. 44

[9] Eren, Şâdi, Kur’ânda Teşbîh Ve Temsîller, s. 40

[10] Seyyid Kutup, Kur’ân'da Edebî Tasvîr

[11]  Ahmet Alkan, Kuran Kavramları Ansiklopedisi, el-İsbahânî, Hamza b. Hasan, ed-Dürretü’l-Fâhira fi’l-Emsâli’s-Sâira, Mısır, 1972

[12] İmam Suyuti, El-İtkan, cild 2, syf;337-345, Terc.Doç. Dr. Sâkıp YILDIZ ve Dr. Hüseyin Avni ÇELİK, Hikmet Neşriyat

Mücahit Haksever - İnzar