Çağın Büyük Derdi: Çocukların Eğitimi

Allah (cc), Kitab-ı Mübin’de çocukların nasıl eğitileceğini Hz. Lokman’ın (aleyhi’s-selam)uygulaması örneğiyle bize açıkça bildirmiştir.

Çağın Büyük Derdi: Çocukların Eğitimi
Çağın Büyük Derdi: Çocukların Eğitimi

Hz. Lokman (aleyhi’s-selam), çocuğuna;

1. Akideyi öğretmiştir:

“Yavrum! Allah'a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” (Lokman Sûresi 13)

2. O akide üzerinden kiminle bulunacağını, kimin tarafında duracağını öğretmiştir:

“Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.” (Lokman Sûresi 13)

3. Vefa ve saygıyı öğretmiştir:

“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: "Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır."(Lokman Sûresi 14)

4. Hesap verme sorumluluğunu öğretmiştir:

"Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır." (Lokman Sûresi 14)

5. İbadeti öğretmiştir:

"Yavrum! Namazı dosdoğru kıl…” (Lokman Sûresi 17)

6. Başkalarına karşı sorumluluğu öğretmiştir:

“İyiliği emret. Kötülükten alıkoy.” (Lokman Sûresi 17)

7. Topluma karşı sorumluluğunu yerine getirirken karşılaşacağı acılara karşı sabırlı olmayı öğretmiştir:

“Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir." (Lokman Sûresi 17)

8. Görgüyü (edebi) öğretmiştir:

"Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüneni sevmez." (Lokman Sûresi 18)

"Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhalde eşeklerin sesidir!" (Lokman Sûresi 19)

Hz. Lokman (aleyhi’s-selam) bu eğitimi hikmet ve sevgiyle vermiş; bütün mü’minlere çocuklarına neyi nasıl öğreteceklerinin yolunu izah etmiştir.

Allah’ın Resûlü (salallahü aleyhi vesellem),

 “Evlenin çoğalın. Zira doğan çocuk düşük de olsa, kıyamet günü ben sizin çokluğunuzla iftihar ederim.” buyurarak yuva kurmayı ve çocuk sahibi olmayı teşvik etmiştir.

Allah’ın elçisi, çocuklar doğar doğmaz onlarla ilgilenmiş, rüşt çağlarına kadar çocuklarla ilgisini kesmemiştir. Çocukların henüz emzirilmeden kendisine getirilmesini tavsiye etmiş; başta pâk torunları olmak üzere çocuklar bu tavsiye üzerine yanına getirilmiştir. Yüce Nebi salallahü aleyhi veselem, kulaklarına ezan okuyarak onlara isim vermiş ve onlar için dua etmiştir.

Çocuklar, kundakta iken onlarla ilgilenmiş, anlama çağına geldiklerinde onları camide yanında bulundurarak, sefer dönüşlerinde daha Medine’nin girişinde devesine bindirerek onlara Allah’ın dinini tebliğ etmiş, onları irşad etmiştir.

Kimi zaman Hz. Hasan ve Hüseyin (radiyallahü anhuma) kimi zaman Hz. Enes bin Malik (radiyallahü anh) misalinde olduğu gibi dinin emirlerini, Hz. Lokman (aleyhi’s-selam) kıssasında olduğu gibi hikmet ve sevgiyle anlatmıştır. Örnek nesil, O’nun pâk önderliğinde yetişmiştir.

Müslümanlar da yüzyıllar boyunca Allah ve Resûlünün emir ve tavsiyeleri doğrultusunda örnek çocuklar yetiştirdiler, o çocuklar dünyayı adilce yönettiler, hakka sahip çıktılar, batılın karşısında durdular.

Ne var ki içinde bulunduğumuz çağda, çocuklar o yönde yetişmiyor. Dünya, Müslüman olan ya da olmayan bütün kesimleri ile çocuk eğitimi konusunda bir kriz yaşıyor.

Müslüman olmayanların çocuk yetiştirme konusunda kriz yaşamaları tabiidir. Zira onlar Allah ve Resûlünün yol göstericiliğinden yoksundurlar.

Şaşılacak hâl, Müslümanların da çocuk yetiştirme konusunda sorun yaşamalarıdır. Bu sorunun nedeni ne olabilir?

Her konuda olduğu gibi çocuk eğitimi konusunda da Müslümanların sabitleri ve değişkenleri vardır. Sabitler, İslam’ın temel esaslarıdır. Akidedir, ibadetlerdir, tesettürdür, insan hak ve hukukudur. Değişkenler ise bunların dışında kalan ve usulle alakalı hususlardır.  Dünya hayatı, sabitlerin korunup değişkenlerin günün ihtiyacına uygun yönetilmesiyle ikame ve idame edilir.

Müslümanlar, çocuklarına sabitlerini öğretmek konusunda daha ilk noktadan “Müslüman kimlikleri”ne sadık olmayı seçmeliler. Çocuğa hangi eğitim, kaç yaşında verilecek, söz konusu sabitlerimiz olunca bunu başkalarından değil, bizzat Allah ve Resûlünden almak zorundayız. Bu konuda bize tercih bırakılmamıştır. Daha açık bir ifadeyle çocuğumuza Rabbimizi hangi yaşta ve nasıl öğreteceğimizi, seküler bir kültürün ürünü olan “çocuk koçları”ndan değil, Allah ve Resûlünden öğreneceğiz.

Müslümanlar, çocuk eğitimi konusunda sorunu aşmak için bu konuda zihin bulanıklığından, ellerindeki hak kaynaklara karşı oluşturulmuş kuşkulardan uzak durmalılar. Vallahi, Allah ve Resûlü, bu konuda bizi yeteri kadar bilgilendirmişler ve bu konuda yeterli bir İslamî pratik oluşmuştur. Hâlâ biz ne diye Allah ve Resûlünü terk edip bilimsellik iddiasıyla müflis Batı’nın eskimiş pratiğini taklit etmeye çalışıyoruz?

Çocuk eğitimi konusunda değişkenliğe gelince o hususta da yol, Allah ve Resûlünündür. O yolda hakkıyla giden asla kaybetmez. O Sıratü’l-müstakim’dir, Sıratü’l-müstakim’in en mühim özelliği sizi en kısa zamanda, en az harcamayla hedefinize götürmesidir.

Geçmişin dünyasında çocukların önünde az tercih vardı. Bundan dolayı çocuk eğitiminin çocuğa daha mesafeli ve otoriterce yapılması uygundu. Çocuğun gideceği yerler belli olunca onun gözden kaybolması da söz konusu değildi. Uzaktan bir takip çocuğa yetiyordu. Hikmeti ifade edilmeyen emirlerle dahi taklit üzeri bir İslamî yaşam onlarda görünebiliyordu. “Namaz kıl!” emrini duyan, neden namaz kıldığını bilmese de salt bu emirden dolayı namaz saflarında yerini alıyordu.

Günümüzde dünya çok renklendi, çocuğun her an gözden kaybolması muhtemeldir. Bu koşullarda çocuğun yakın takibe alınması evladır.

Ne var ki dünyayı fesada boğanlar,

1. Çocuk sayısını azalttılar.

2. Çocukların bir kısmını “yurt” veya “sevgi evi” denen mekânlara mahkûm ettiler.

3. Geriye kalan çocukları da anne-balarına mahkûm ettiler.

Son iki maddeye baktığımızda biz çağın İslam dışı yaklaşımında ifrat ve tefriti buluruz. Çocuk ya anne babadan tamamen uzaklaştırılıyor ya da çocuk, anne-babanın bir parçası muamelesi görüyor.
Çocuk, anne-babasız kalınca sevgiyle yoğrulmuş otoriteden mahrum kalıyor. Çocuk, anne-babanın bir parçası hâline gelince de otorite anlamsızlaşıyor, her şey salt, sözde sevgiye kalıyor, her şey birbirine karışıyor, çocuğun bağımsız şahsiyeti ortadan kalkıyor, iradesi köreliyor, çocuk, anne babasının şekillendirdiği bir oyuncağa dönüşürken, anne baba da o oyuncağın komutları ile hareket eden bir hizmetçiye bürünüyor. Neticede sadece çocuk değil, anne baba da bu ilişkiden zarar görüyor, irade bakımından köreliyor, verimsizleşiyor ve sıkıntılarla yüz yüze kalıyor.

Müslümanların işlerine hakim olan adalettir. Müslümanlar, çocuk eğitimi konusunda çağın dayatmasına değil, İslam’ın emirlerine uyarak adaleti yakaladıklarında inşaallah başarının yoluna girdiklerini göreceklerdir.

İslam, çocuğu iyi bir mukallid değil, iradesini kullanmayı öğrenen bir şahsiyet olarak yetiştirir. Bu da çocukla aradaki mesafeyi günün gerekleri doğrultusuna fazla açmaktan uzak durmayı gerektirdiği gibi İslamî eğitim usulünce çocukla aşırı bir bütünleşmeden de uzak durmayı gerektirir.

Anne-baba, çocuğu takip edecek ama ona öğrettiğini nasıl uyguladığını görme fırsatı bulması için mesafe de verecektir.

Onun kendi evladı olduğunu bilecek ama bununla birlikte onun kendisinden farklı bir şahsiyet olduğunun da bilincinde olacak.

Doğru bir çocuk eğitiminde esas olan tam çocuklaşmak değil, yarı çocuklaşmaktır.

Bu dengeli esas, Müslümanlara çocuklarını yetiştirme konusunda dünyaya yeniden örnek olma çağını getirecektir inşaallah…

Abdulkadir Turan - İnzar