Duânın Anlamı ve Önemi

Duânın Anlamı ve Önemi

Duânın Anlamı ve Önemi

Arapça bir kelime olan dua, çağırmak, seslenmek, yalvarmak, yakarmak ve yardım istemek anlamlarına gelir. Dua, insanın inandığı yüce bir varlığa sığınması, ona yönelmesi ve ondan kendisine yardımcı olmasını istemesidir. Aslında bu durum insanın yaratılışından gelen bir özelliktir. İnsan, dua ederek hem ruhen, hem de fizik olarak rahatlar. Korkan, endişeye kapılan, yalnızlık çeken, kendisini zayıf ve âciz hisseden, bazı sıkıntıları ve dilekleri olan insan, kendisini rahatlatması için derhal duaya sarılma gereksinimi duyar. İnsan psikolojisi, çaresizlik içinde veya zorda kaldığında hemen duaya başvurur. Bu, insanoğlunun en büyük teselli ve ümid kaynağıdır.

Dua, Allah’ın yüceliği karşısında, kulun aczini itiraf etmesi, Yaratıcı’dan lütuf ve yardım dilemesi demektir. Duada amaç, kişinin durumunu Allah’a arz ederek niyazda bulunmasıdır. Allah ile inanan kişi arasında vasıtasız bir iletişim aracı olan duanın temelinde O’na iman ve güven vardır. Dua âciz olan insan ile, kâdir olan Allah arasında âdeta bir 10 11 köprü vazifesi görür. Bu anlamda dua, kulun, Rabbine en kısa yoldan ulaşma tarzıdır.

İslam’da dua, sadece Allah’a yakarış demek değildir. Dua, aynı zamanda Yaratıcıya olan iman ve teslimiyetin bir ifadesidir. Kulluğun özü olduğu gibi, imanın pratik bir yansıması olarak da önemlidir. Bu açıdan dua, insanın Allah nezdindeki değerini de belirlemektedir. Nitekim Yüce Allah: “De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” buyurmaktadır. (Furkân sûresi, 77)

Kulluğun bir ifadesi olması hasebiyle dua, Allah tarafından da istenen bir ameldir. Kur’an-ı Kerim’de, “Bana dua edin, duanıza karşılık vereyim.” (Mü’min sûresi, 60) “Beni anın ki ben de sizi anayım...” (Bakara sûresi, 152) buyurulmaktadır. Yüce Allah kulunun kendisine sığınmasından, yakarmasından ve yardım istemesinden hoşnut olmaktadır.

Gerek duaların yapılış nedenlerine, gerekse içeriklerine bakıldığında başlıca şu unsurlar dikkat çekmektedir:

1. Allah’ın varlığını, birliğini ve yüceliğini ikrar ve itiraf etme: Dualarda yer verilen Kelime-i tevhid, tekbir, tenzih, tesbih ve takdis cümleleri, hep bu inancın ifadeleridir. Zaten ibadetlerde olduğu gibi, dua da yalnızca Allah’a yapılır.

2. Allah’ın verdiği nimetlere şükretme: Hamd ü senâ etme, her fırsatta zikretmek suretiyle O’na olan şükür ve minnet borcunu dile getirme, sayısız nimetleri verene şükrün bir ifadesidir.

3. Allah’a sığınma: İstiâze, Allah’a iltica ve tövbede olduğu gibi, her türlü kötülükten, nefsin, şeytanın ve şehvetin şerrinden O’na sığınma ifadelerinde bu düşünce yatar.

4. Allah’tan af, merhamet ve bağışlanma dileme: Hataları ve günahlarından dolayı pişmanlık duyarak af, rahmet ve istiğfar talebinde bulunan kişinin yakarışında da bu ifadeler yer alır.

Allah’tan maddi veya manevi yardım talebi: Yardıma muhtaç olan kul, maddi ve manevi sıkıntı ve ihtiyaçlarını sadece O’ndan bekler.

Allah’ı anan, ona sığınan, ondan yardım isteyen bir kul, hem onun rızasını kazanır, hem yardımını elde eder, hem de ruhundaki kirlerden arınır.

Bu itibarla, kul Allah’a dua etmekten geri kalmamalı, daima samimiyetle ona yönelmelidir. Dua, sadece darlık ve sıkıntı anlarında değil bollukta, darlıkta, sıkıntıda ve rahatlıkta her zaman yapılmalıdır. Dua ederken hiçbir aracıya ihtiyaç yoktur.

Kul doğrudan doğruya meşru isteklerini Cenab-ı Hakk’a arz edebilir. Önemli olan samimiyet ve ihlâstır.

Kişi, duasının hemen kabul edilmesini de beklememelidir. Zira dua ettiğinde Allah ya ona istediği şeyi verir, yahut onun yerine derecesini yükseltir, ya da başına gelecek aynı derecedeki bir musibeti önler.