EİMME-İ ERBAA - DÖRT MEZHEP İMAMLARI KİMLERDİR - Geniş Bilgi

“Âlimler, peygamberlerin varisleridir” diyerek Fahr-ı Kâinat, önder şahsiyetleri belirlemiş, göstermiştir. Varisleri için de geriye kutlu siretini, sünnetini örnek olarak bırakmıştır.

EİMME-İ ERBAA - DÖRT MEZHEP İMAMLARI KİMLERDİR - Geniş Bilgi

Bu mirasa sahip çıkıp ona sıkıca sarılan varisler, vazifeyi hakkıyla ifa edip tüm nesil ve çağlara hitap eder tarzda bir tedris sunmuş ve böylelikle “Allah katındaki makbul din İslam”ın[1] nesilden nesle, “En sağlam kulp”[2] olarak aktarımını sağlamışlardır.

Bundan hareketle bu köşede kısaca hayatları işlenmeye çalışılmış bulunan ‘Eimme-i Erbaa’nın (Dört İmam) öne çıkan özelliklerinin toplu bir bakışla ayrıca incelenmesi inşallah faydalı olacaktır. Zira Üstad Bediüzzaman’ın deyişiyle: “Eimme-i Erbaa (ra) sahabeden (rıdvanullahi aleyhim) ve Mehdi’den sonra en efdallerdir, denilir.”[3]

Buna binaen; ‘Vahyin ilk muhatapları’ olan Ashab-ı Güzin’den ve Şeriat-ı Garra’yı tüm cihana hâkim kılacak olan Hz. Mehdi’den sonra en faziletli şahsiyetler olarak kabul edilen bu yüce insanların hayatında, pratik yaşantı noktasında gerekli olan her şeyin bulunabileceği muhakkaktır.

—Sünnete bağlılıkları: Kuşkusuz onları yücelten ve yaşantılarının en ince detaylarına dahi yansıyan en büyük haslet budur. İmam-ı A’zam’ın “Sünnete sarılmayan kimse, Hz. Peygamber (sav)’in Rabbinden aldığı risaleti tebliğ ettiğine inanmıyor demektir”[4] anlayışı; İmam Malik’in; “En hayırlı iş sünnet olanıdır. En kötü iş ise, uydurulmuş bidatlardır”[5] mealindeki beyti sürekli tekrar edişi; İmam Şafii’ye; “Sünnetin savunucusu”[6] ve İmam Ahmed b. Hanbel’e de “Sünnet İmamı”[7] denmesi bu hususu anlatmada yeterlidir. Buna mukabil sünneti değil de, akıl ve hevayı esas alıp bidatlere dalmanın kabul edilemezliğini ısrarla vurgulamışlardır. Bu hususta İmam Ahmed; “Ben sadece bidatın propagandasını yapanı, onu yayanı affetmem”[8] demiştir.

—İlme çocuk yaşta başlamaları: İstisnasız dördü de çok küçük yaşlarda Kur’an-ı Kerim’i ezberlemişlerdir. Yaşıtları oyun oynamakla meşgul iken, onlar yaşantıları boyunca iştigal edecekleri ilimlere derinlemesine vakıf olmaya çabalamışlardır. İlme başladıklarında İmam Şafii’nin on yaşlarında olduğu;[9] İmam Malik’i, henüz annesinin giydirdiği[10] ve yine İmam Ahmed’in çok küçükken ilim meclislerine katılmaya başladığı[11] nakledilmektedir. Ömürlerinin sonuna dek süren bu ilim aşkı onları “Nerede ilim varsa gidip alınmalıdır” şiarıyla dolaştırmış; özellikle de İmam Ahmed ve İmam Şafii diyardan diyara sefer yapmışlardır.

—Dost ve çevre edinmede yüce şahsiyetleri tercih etmişlerdir. Zira hem arkadaşları, hem de hoca ve öğrencileri incelendiğinde geçici dünya metaına önem vermeyip sadece Allah rızasını gaye edinmiş kişiler oldukları görülecektir.

—Düzenleyip yaymaya çabaladıkları dinin esaslarını yaşamadaki kararlılık ve tavizsizlikleri: Ne halkın yoğun teveccühü, ne dönemin çıkarcı egemenlerinin cazip teklifleri ve akabindeki tehdit, işkence ve hapsetmeleri ve ne de neredeyse tüm âlimlerin bir şekilde bulaştığı bidat rüzgârları onların müstakim çizgisini değiştirmiştir. Bu uğurda İmam Ebu Hanife şehit olmuş;[12] İmam Malik kolları omuzlarından çıkana dek kırbaçlanmış;[13] İmam Şafii zincire vurulmuş;[14] İmam Ahmed yirmi sekiz ay boyunca zindanda tutulup zincirlenerek kırbaçlanmış, uzun süre ders vermesi yasaklanmış, toplam on dört sene süren çok büyük eziyetlere maruz bırakılmıştır.[15]

—İlmi hizmetleri: Baştan sona tüm yaşamları ilim öğrenip ders vermekle geçmiş, bu yolla birçok ilim talebesi yetiştirip eşsiz hizmetlerde bulunmuşlardır. En büyük iki ekolden, Irak ekolüne İmam Ebu Hanife; Medine ekolüne İmam Malik önderlik etmiş, İmam Şafii fıkıh usulünün temellerini atıp kaidelerini tespit etmiş;[16] İmam Ahmed, döneminin en büyük muhaddislerinden biri olmuş ve geriye Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Ali el-Medini gibi hadis deryalarının istifade ettiği meşhur ‘Müsned’ adlı kitabını bırakmıştır. Ehl-i Sünnet vel Cemaatin dört büyük mezhebinin kurucusu olduklarını zikretmek ise ifa ettikleri büyük hizmetleri göstermede tek başına yeterlidir.

Sayılan hizmetlerin tümünün ifasında Kur’an-ı Kerim’e, Peygamber hadislerine, sahabe sözlerine itimat edip bunu ölçü edinmişler, kurtuluşu bunda görmüşlerdir.

—İslam ahlakını pratikte yaşayışın eşsiz numunelerini teşkil etmişler; ihlâs, takva, zühd, ibadete düşkünlük, cömertlik, cesaret, kul hakkına ihtimam, feraset, vakar, heybet, tevazu, affetme, nefsine hâkim olma, basiret vb. hasletlere tam anlamıyla sahip olmuşlardır.

Tüm yaşantılarını belli bir programa göre düzenleyip dersler ve ilmi çalışmalar ile birlikte ferdi ve ictimai diğer görevlerini de bihakkın ifa etmişler; istikrarı kazanmadaki en mühim faktörlerin başında programlı ve düzenli yaşayışın geldiğini bizzat göstermişlerdir.

Allah-u Teala’dan dileğimiz, onlardan istifademizi arttırmasıdır.

(Suat Yaşasın)


 
[1] Al-i İmran: 19

[2] Bakara: 256

[3] Mektubat, 23. Mektup, üçüncü sualin cevabı

[4] Mezhepler Tarihi, Ebu Zehra, S: 368

[5] A.g.e, S: 408

[6] A.g.e, S: 439

[7] İslam Önderleri Tarihi C: 1, S: 141

[8] A.g.e, S: 1361

[9] Mezhepler Tarihi S: 425

[10] A.g.e, S: 383

[11] A.g.e, S: 470

[12] A.g.e, S: 366

[13] A.g.e, S: 405

[14] A.g.e, S: 429

[15] A.g.e, S: 481−484

[16] A.g.e, S: 430−431