İmam Gazali'de Emanet!

İmam Gazali'de Emanet!

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

— Biz emaneti göklere, yeryüzüne ve dağlara crzettik. Onlar onu yüklenmeye
yanaşmadılar, ondan ürktüler« (43)
Âyet-i kerimedeki «emanet» in mânası, karşılığında sevap yahut ceza tahakkuk
eden ibadet ve farzlardır.
Kurtubî'ye göre «emanet» bütün din görevlerini içine alır,âlimlerin çoğunluğunun
görüşü ve sahih fetva bu şekildedir. Fakat ayrıntılarda çe-şitli görüşler vardır. îbni
Mes'ud'a göre âyet-i,kerime, mal güvenliği ile ilgilidir, emanetler ve benzeri gibi.
Yine ona isnad edilen başka bir gö-rüşe göre âyette bütün farzlar kasdedilmekle
birlikte özellikle mal gü-venliği sözkonusudur.
Ebu Derda «cünübluktan arınmak emanettir» der. İbni Ömer «insan vücudunda
Allah'ın ilk yarattığı organ cinsiyet uzvudur. Sanki Allah ku-tuna «bu uzuv,senin
uhdene tevdi edilmiş bir emanettir, onu mutlaka yerinde kullan,onu koruduğun
müddetçe ben de seni korurum» demlştir. Buna göre cinsiyet uzvu bir emanettir,
söz gibi emanettir, kulaklar birer emanettir,dil bir emanetir,karın,eller ve ayaklar
birer emanettir.Emaneti korumayanın imanı yoktur.
Hasan der ki, «emanet göklere, yere ve dağlara arzedildi, bunların hepsi
içindekilerle beraber titrediler. Çünkü Allah onlara teker teker «eğer emaneti iyi
kullanırsan seni mükâfatlandırırım, eğer kötüye kullanırsan cezalandırırım» diye
buyurdu.
Bunun için her biri «hayır» cevabını verdi.
Mucahid (rehimehullahu) der ki, «Allah Hz. Adem'i yarattığı za-man emaneti ona
da ayni şartlarla teklif etti. Adem «onu yükleniyorum» dedi.
Hiç şüphesiz Allah emaneti göklere, yere ve dağlara mecbur tuta-rak değil, onları
gönüllü bırakarak arzetmiştlr. Yoksa eğer onu onlara, mecbur tutarak teklif etmiş
olsaydı, onlar da onu üzerlerine almaktan ka-çınmazlardı.
Kaffal ve onun görüşünde olanlara göre âyetteki «arzetme, teklif etme» ifadesi
sembolik (temsilî) dir. Yani gökyüzü, yer ve dağlar, bütün iriliklerine rağmen,
eğer emaneti yüklenmeye elverişli olsalardı, karşı-lığı olan mükâfat ve azabın
önemi yüzünden, şeriatı omuzlamak bunlara ağır gelirdi Demektir ki, şeriatı
yüklenmek, göklerin, yeryüzünün ve dağ-ların kaçınmasını haklı çıkaracak kadar
dev bir iştir.
Bununla birlikte ulu Allah'ın «insan onu yüklendi» diye belirttiği üze-re, insanoğlu

bu yükün altına girmiştir. Yani Hz. Adem tohum âleminde zürriyeti belinden
çıkarken ve onlardan Allah'ı tanıyacaklarına dair söz alınırken kendisine arzedilen
emanetin sorumluluğunu benimsemiştir.
Ulu Allah âyet-i kerimenin devamında «hiç şüphesiz o, (yani insan) çok zalim ve
pek cahildir» buyuruyor. Demektir ki, o, bu yükü yüklenir-ken nefsine ağır şekilde
zulmetmiştir, ayrıca yüklendiği sorumluluğun ağırlığı hususunda pek cahildir veya
Allah'ın emirlerinin ne olduğunu bil-memektedir.
İbni Abbas'dan (R.A.) rivayet edildiğine göre şöyle buyuruyor: Ema-net, Hz.
Adem'e arzedildi, «bunu içindekilerle birlikte al, eğer itaat eder-sen seni
affederim. Eğer emrimi kırarsan seni azaba çarptırırım» denildi. Hz. Adem «peki,
onu içindekilerle birlikte kabul ediyorum» diye cevap verdi. Fakat o günün ikindisi
ile akşamı arasındaki kadar bir zaman he-nüz geçmişti ki, Hz. Adem yasak ağacın
meyvasını yedi. Ne var ki, Allah hemen rahmetini arkasından yetiştirdi de
kusuruna karşılık tevbe «ede-rek yine doğru yola döndü.
«Emanet» kelime olarak «iman» kelimesi ile ayni köktendir. Buna göre Allah'ın
emanetini koruyan kimsenin Allah da imanını korur. Pey-gamber'imiz (S.A.S.)
şöyle buyurur:
« — Emanete karşı titizlik göstermeyenlerin imanı yoktur.Sözünde durmayanın
dini de yoktur.»
Bu konuda bir şair şöyle der:
Korkarak hiyanete razı olanın boynu devrilsin!
O yüzden emaneti korumaya yan çizenin
Dini ve insanlığı bir yana bırakarak başını alıp gitmiştir.
Yaşadıkça başına gelecek belâlar birbirini takip edecektir.
Diğer bir şair de şöyle der:
Hıyanete boyun eğmeği huy edinen kimse
Pek kısa zamanda sıranın kendisine gelmesine lâyıktır.
Zilletler durmadan elemlerini yağdırırlar
Zimmetine hıyanet edenler ile sözünü tutmayanlara.
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
-« Mü'min hıyanet ve yalan ile ilgisi olmayan her huyu edinebilir.»
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
— Ümmetim, emaneti ganimet ve sadakayı angarya saymadıkça iyi yoldadır»
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
— Emaneti güvendiğin kimseye teslim et, sana hainlik edene sen de karşılık
verme.»

Buharî ile Müslim'de Ebu Hureyre'den (R.A.) rivayet edilerek nakle-dildiğine göre
Peygamber'imiz (S.A.S.) şöyle buyuruyor:
— Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, verdiği sözü tutmaz,
uhdesine verilen emanete hiyanet eder.»
Demektir ki, münafık bir kimseye birisi güvenip bir sır verse hemen hıyanet
ederek onu başkalarına açar, uhdesine maddî bir emanet tevdi edilse onu inkâr
ederek veya korumayarak veyahut izinsiz kullanarak ona karşı hıyanet eder.
Emaneti korumak, mukarreb meleklerin, peygamberler'in sıfatı ve Allah korkusu
taşıyan iyilerin huyudur. Ulu Allah (C.C.) şöyle buyurur:
— Hiç şüphesiz Allah size emanetleri lâyık olanlara vermenizi em-reder.» (44)
Bütün tefsir âlimleri, bu âyet-i kerimenin şeriatın bir çok temel pren-sibini
kapsadığı görüşündedirler. Âyet-i kerimenin muhatabı idare eden olsun, idare
edilen olsun, bütün mükelleflerdir.
Buna göre idarecilerin mazlumu destekleyip hakkını ortaya çıkar-maları gerekir,
bu bir emanettir. Başta yetimler olmak üzere müslüman-İarın mallarını
korumaları gerekir, çünkü o bir emanettir. Âlimlerin halka dinin hükümlerini
öğretmeleri gerekir, bu âlimlerin koruyuculuğuna tes-lim edilmiş bir emanettir.
Ana-babanın çocuğuna iyi terbiye vererek göz - kulak olması gere-kir, çünkü
çocuk ana - babaya teslim edilmiş bir emanettir.
Nitekim Peygamber'imiz (S.A.S.) şöyle buyuruyor:
— Hepiniz ayrı ayrı birer çobansınız, herkes sürüsünden sorumludur.»
Zehr-ur Rİyaz adlı kitapta anlatıldığına göre bir kul Kıyamet günü getiririlerek ulu
Allah'ın huzuruna dikilir. Ulu Allah ona «falanın emanetini geri verdin mi» diye
sorar. Kul «hayır, ya Rabbl!» diye cevap verir.
Bunun üzerine Allah bir meleğe emir verir, elinden tutar, onu ce-henneme
götürür ve cehennemin dibine düşmüş olan o emaneti adama gösterir ve onu
ateşe atar. Adam, cehennemin dibine ininceye kadar yetmiş yıl ateşte batmaya
devam eder. Dibe inince orada duran ema-neti alıp yükselmeye başlar.
Cehennemin ağzına çıkınca ayağı kayar, yine batmaya başlar. Sonra yine
yükselir, yine batar. Peygamber'imi-zin (S.A.S.) şefaati sayesinde Allah'ın lütfu
imdadına yetişerek emanet sahibi ona hakkını helâl edinceye kadar bu iniş -
çıkışlar ayni şekilde devam eder.
Ebu Seleme (R.A.) şöyle rivayet ediyor, «bir gün Peygamber'imizle (S.A.S.)
birlikte oturuyorken bir cenaze getirildi, namazı kılınacaktı. Pey-gamber'imiz
«üzerinde borç var mı» diye sordu, «hayır» diye cevap ver-diler. Bunun üzerine
cenaze namazını kıldırdı.
Arkasından bir başka cenaze getirdiler. Peygamber'imiz yine «borcu var mı» diye
sordu, «evet, var» diye cevap verdiler. Peygamber «arkada bir şey bıraktı mı»
diye sordu, «evet, üç dinar» dediler. Bunun üzerine Peygamber'imiz bu cenazenin
de. namazını kıldırdı.

Derken üçüncü bir cenaze getirdiler, Peygamber'imiz (S.A.S.) «bor-cu var mı»
diye sordu, «evet,» diye cevap verdiler. Peygamber'imiz «ar-kada bir şey bıraktı
mı» diye sordu, «hayır» dediler. Bunun üzerine «ar-kadaşınızın cenaze namazını
siz kılınız» dedi.
(43) Kur'an-ı Kerim/Ahzab Sûresi,72
(44) Kur'an-ı Kerim/Nisa Sûresi, 58

Kaynak: İmam Gazali/Kalplerin Keşfi