Güney Afrika Ve Bilali Bir Varis İmam Abdullah Harun -4

“Bizim amacımız beyaz ırkı yok edip yerine siyah ırkı getirmek değildir. Maddeye dayanan bir ayaklanma hiç değildir.

Güney Afrika Ve Bilali Bir Varis İmam Abdullah Harun -4
Güney Afrika Ve Bilali Bir Varis İmam Abdullah Harun -4

Bizim davamız Allah'ın hükümleriyle hükmetmeyen ırkçı-laik Güney Afrika Cumhuriyetine karşıdır. Müslüman olsun, Hıristiyan olsun, beyaz olsun, siyah olsun insanları sömürüden ve zulümden kurtarıp özgürlüklerine kavuşturmaktır. Biz ırkçı değiliz. Biz insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduğuna inanırız. Ve her kim olursa olsun bu inancımızı kaim kılıncaya kadar mücadeleden geri durmayacağız.” (İmam Abdullah Harun)

İmam Abdullah Harun, gözaltında atası Hz. Bilal (r.a) misali akla hayale gelmedik işkencelere maruz kalır. Kendisine helal gıda verilmediği için gözaltında yemek yemez ve evden yemek istetir; ama bu isteği kabul edilmez. Ailesinden veya diğer Müslümanlardan herhangi birinin onu ziyaret etmesi engellenir. 

İşkenceciler her yerde aynıdır. İşkenceciler ondan bazı isimler istiyordu: Bu isimler tanıdığı AUK ve BAK üyeleriydi. Bu isim ve adresleri onlara verdiği anda güya serbest kalacaktı. Bu, İmam’ın yapacağı bir iş değildi. Polisler Abdullah Harun'u kaba dayak ile darp ederek konuşturmaya çalışırlar. İstediklerini elde edemeyen polisler her geçen gün işkencenin dozunu arttırır, Abdullah Harun'un bedenine elektrik vererek ondan bilgi almaya çalışırlar. İşkence esnasında bir kaburga kemiği kırılır, vücudunun çeşitli yerlerinde ödemler oluşur. O, varisi olduğu Bilal-i Habeşi nasıl ki kızgın çöl kumlarında Mekke müşriklerine ancak ‘Ehad!’ diye haykırdıysa Abdullah Harun da işkencilelere ancak hakkı haykırır ve onların zalimliklerini yüzlerine vurur. İşkenceler, dayanılacak gibi değildi. Yapılan işkenceler artık ölümcül olmaya başlar; öyle ki İmam Abdullah yerinden kalkamayacak hale gelir.

Ve günlerce sorguda kalır, işkence görür. Arkadaşlarını ele vermemek için çırpınır. Kendisini Allah’a teslim eder, namazlarını kılabildiği şekilde kılar. Verilen yemekleri İslam’a göre haram olduğu için yemez; ama bu açlık ve perişanlığa rağmen Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutar. Tavizsiz bir şekilde direnir ve hiçbir işkence onu yıldırmaz. İçinde bulunduğu vaziyeti sadece Rabbi olan Allah’a arz eder ve ruhunu alması için şöyle niyaz eder:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. (Ya Rabbi) Günahlarımı bağışla. Karımı ve çocuklarımı esirge. Şimdi senin gözetip esirgemene her zamankinden daha çok muhtaçlar. Ey en esirgeyici olan! Sen birsin, buna iman ettim. Ve Peygamber Muhammed, senin Resulündür. Selam üzerine olsun. Yaralarım sızlıyor, artık bu eza ve cefaya dayanasım kalmadı. Ey esirgeyici olan! Ruhumu al; işkencelere bedenimi bırak, zayıflığımı bağışla. Ey esirgeyici olan! Beni öldür artık, bedenimi özgür kıl; halkımı özgür kıl!”

Allah Teâla, İmam Abdullah’ın dualarını kabul eder. Ve 138 günlük hücre hapsi, küfür, hakaret, zulüm ve işkencenin etkisiyle Abdullah Harun, 27 Eylül 1969 günü şehid olarak Rabbine ruhunu teslim eder. Rabbim, cennetinde bizi buluştursun!

İmam Abdullah Harun’un şehadet haberi çığ gibi kısa bir sürede bütün Güney Afrika Müslümanları ve kendisini tanıyan, ırk ayrımına karşı mücadelesini bilen diğer Hintlilerle siyahlar arasında yayılır. Onun ilk kez imam seçildiği, kürsüsünden vaaz verdiği, insanları ırkçılığa ve zulme karşı bir bilinç mektebi olarak kullandığı Camisinin içi ve dışı hınca hınç dolar. Cape Town şehrinde düzenlenen cenaze törenine otuz bini aşkın bir insan kalabalığı katılır. Böyle bir kalabalık o zamana kadar görülmemiştir. Bu kalabalığı oluşturanlar sadece Müslümanlar değildi, bu kalabalığın içinde Afrika’nın her kesim ve inanç grubundan insan vardı. O gün, Hıristiyanların ibadethanesi olan St. Paul Katedrali’nde ilk kez Kur’an okunur.

Bu manzara, hayatını şehid olarak tamamlayan İmam Abdullah’ın İslami kimliğine, olgun kişiliğine, mücadaleci yönüne, zulme karşı koyuşuna ve ırk, inanç ayrımı yapmadan insanları kucaklamasına insanların şahidliğiydi. Evet, şehadet şahitlik ister. İmam Abdullah’ın hem hayatı hem de dost düşman insanların şahitliği onun Allah yolunun şehidi olduğunu gösteriyordu. İmam Abdullah’ın bu kadar sahiplenilmesi, ona olan sevginin cenazesinde bir sel olup akması karşısında ırkçı Afrika yönetimi ürker. İmamın dirisinden korkan zalimler, onun şehadetinin vesile olduğu uyanış karşısında ne yapacaklarını şaşırırlar. Dünyanın her yerinde birbirine benzer özellikler taşıyan işkenceciler Abdullah Harun’un ölümünü normalleştirmek için hapishane yönetiminin ağzından şu yalanı üretirler:

Güya, Abdullah Harun merdivenden düşüp ayağı kaymış ve ölmüş! Kargaların bile inanmadığı ve alaycı bir şekilde güldüğü bu iddia otopsi raporuyla çürür; çünkü bu rapora göre İmam Abdullah’ın vücudunda işkenceden dolayı oluşan ödem, kırık ve yaralarla ölmüştü. 

İmam Abdullah Harun’un şehadeti, Günay Afrika Müslümanlarını zulme karşı daha bir biler. Irkçı faşist rejim Abdullah Harun’u ortadan kaldırmakla tutuşan direnişi söndüreceği hesabı yapar; ama hesapları ters yüz olur. Çünkü  ülkedeki Müslümanlar ırk ayrımı politikasına karşı daha bir kinlenir ve cihad yolundaki cesaretleri daha da artar. 70’li ve 80’li yıllardaki Şeyh Salih Din, Şeyh İbrahim Resul, Şeyh Hamid Habir ve Hasan Süleyman gibi önderler bu şehadetin birer semeresidir. Bu önderler bugün Cape Town ve çevresindeki ırk ayrımı olarak bilinen Apartheid siyasetine karşı mücadeleyi sürdürmekteler.

Güney Afrika’daki ırkçı siyasetin siyasi siyonizmin Filistinli Müslümanlara yönelik sürdürdüğü imha politikasından bir farkı yoktur. Siyonist terör şebekesi İsrail ve Güney Afrika hükümeti arasındaki işbirliği bunu doğrular niteliktedir. Roger Garaudy, Siyonizm Dosyası adlı eserinin 154. Sayfasında bu işbirliğini şu cümlelerle ifade eder:

“…Hitlercilerin deyimi ile Jeopolotik açıdan İsrail ile aynı değer ölçülerini paylaşan tek ülke Güney Afrika(Cap)’dır. Süveyş’in dışında Asya’ya uzanan yolları kontrol eden bu ülke , ayrıca Afrika üzerinde baskı unsuru olmakta ve İsrail’e oranla çok zayıf olmasına rağmen ona benzer bir görevi yerine getirmektedir.

‘Irk ayıran rejimler’ olarak iki ülke arasındaki akrabalık, biri Siyah dünya ile, diğeri Arab dünyası ile devamlı savaş halinde olan bu iki devleti birbirine yaklaştırmıştır. İsrail ve Güney Afrika yekdiğerine karşı anlayış beslemektedirler. Aralarında ileri bir dayanışma vardır. bu dayanışma Jewish Affairs gazetesinde, 1976’dan sonra devamlı olarak ele alınmış ve stratejik beraberlik aralıksız vurgulanmıştır…”
Güney Afrika Müslümanları sayı olarak bir milyon civarındadır. Bu Müslümanların 20 milyonu aşkın siyahiler ve 2 milyondan fazla Hintli nüfusa oranla mücadeleleri daha yoğun ve etkindir. Güney Afrika Müslümanları nazarında bu mücadele ırkçı rejime karşı Allah yolunda verilen bir cihattır. Ve bu mücadele esnasında canını veren şeksiz şüphesiz ALLAH yolunda şehittir. Batılı yayın organlarının, “Allahu Ekber” nidalarını en çok Güney Afrika’da duyduklarını dile getirmesi bu imanlı mücadelenin bir şahitliğidir. 

İmam Harun bu doğrultuda yıllarca mücadele verir. Hor ve hakir görülür, zindana atılır, işkence görür ve özgürlüğü kısıtlanır. Ama o tüm bunların sonucunda iki güzelliğe hak kazanır: 
ALLAH yolunda şehadet ve gönüllerin fethi. 

İmam Abdullah Harun, Afrikalılar özellikle Afrikalı anneler için bir kahramandır, bir efsanedir. Aşağıdaki şahitlikler bunu doğrular niteliktedir:

“…Ne yazık ki ben babamı küçük yaşta kaybettiğim için yeterince hatırlayamıyorum. Babamın ben küçükken şehit edilmesi hayatımda büyük bir boşluk oluşturdu. Onun hakkında yazılanlardan, belgesellerden, ailemden tanıdım babamı. O halkı için mücadele vermiş, herkes tarafından saygıyla anılan bir kişiydi. Benim için öyle bir babanın kızı olmak gurur verici. O, her zaman adaletsiz bir topluma karşı mücadele etmiş özgürlük savaşçısı olarak anılacak. Ona sadece Müslümanlar değil Hıristiyan ve Yahudiler de saygı gösteriyor.

1960'lı yılların başlarında imam olarak atanması, düşüncelerini uygulama fırsatı vermiş. Babam, ırkçılığa karşı düşüncelerini minberden dile getirmiş. Babamın en önemli önceliği ise camiye gelen gençleri adaletsizliğe karşı harekete geçirmek oldu. Afrika'da ırkçı Apartheid sisteminin geldiği boyutları, toplumun verdiği tepkileri daha iyi takip edebilmek ve insanları bu konuda bilinçlendirmek için yakın arkadaşları ile Claremont Müslüman Gençlik Derneğini (CMYA) kurdu. İnsanların Apartheid sistemine karşı harekete geçmesi için dinimizin moral kaynağı olmasını sağladı. Bu onun gençliği ve aynı zamanda kadınları bilinçlendirme yöntemlerinden biriydi.

Ulema genç olduğu için babamın imam seçilmesine karşı çıkmışlar. Zamanla toplumda sıra dışı bir rol oynadığını ve bir imam olarak gerekli donanıma fazlası ile sahip olduğunu görmüşler. İmam Harun'u insanlara önemli kılan etken gençliğe hitap edebilmesiydi.

Babam öteden beri yardıma muhtaç insanları din-ırk ayrımı yapmaksızın düzenli olarak ziyaret eder, onlara kendi imkanları ve çeşitli dernekler aracılığıyla maddi manevi yardımlarda bulunurdu.
Babam tutuklandığında ben henüz altı yaşındaydım. O günü iyi hatırlıyorum. O gün Peygamberimiz Hz. Muhammed'in doğum günüydü. Babam camideki vaazı için hazırlanıyordu. Kapı çaldı. İki polis dışarıda bekliyordu. Babamı son kez o gün canlı olarak gördük. Kendisini tutuklu kaldığı 123 gün boyunca görme imkanımız olmadı. Annem kendisine temiz kıyafet ve çorba götürürdü. Babam tutukluluk süresince oruç tutmuş ve orucunu annemin götürdüğü çorba ile açmış. Ölümünü polisler anneme iki kelime ile bildirdiler. Evimize gelip 'O öldü' dediler, hepsi bu. Babamın ölümünün üstesinden hala gelebilmiş değilim ancak gerçek olan bu.

Babamın insanlığa bıraktığı mirası sadece biz ailesinin değil yeni neslin de canlı tutması gerekir.  İmam Abdullah Harun Eğitim Vakfı bu amaçla kuruldu, vakfın bu mirasını sadece Güney Afrika’da değil, bütün dünyada yaşatmaya çalışıyoruz...” (Kızı Fatima Harun Masoet)

"Onun ölümünden sonra hayat, benim için çok zor oldu. Fakat Allah'tan başka kimseden yardım istemedim. Allah çocuklarımı büyütmek için bana yardımcı oldu. Küçük kızım Fatıma o şehid olduğunda henüz çok küçüktü. Çocuklarımın iyi bir eğitim alması için çok çabaladım. Elhamdülillah Allah'ın sayesinde bu evi sıfırdan yaptım ve çocuklarımı yetiştirdim.” (Eşi Halima Harun)
"Aktivist olduğum yıllarda aktivizm insanlar için modaydı. Fakat aktivizmin gerçek sembolü İmam Abdullah Harun'dur. Cesareti, kahramanlığı Apartheid rejime karşı verilen mücadelede önemli bir örnekti. O, dini değerlerle mücadeleyi birleştirebilmiş bir şahsiyetti. Onun hayatı ve mücadelesi bizim için hep ilham kaynağı oldu. Halkımızın Apartheid rejime karşı mücadelesinde birleştirici rol oynadı ve halkımızın özgürlüğü için şehit oldu.”

(Güney Afrika eski Ekonomi Bakanı Trevol Manuel)
***
KAYNAKLAR
Barney Desai, Cardiff Marney, İmamın Öldürülüşü, Özgün Yayıncılık, Kayseri 1999.
Dilekçi Bekir, Dünya Bülteni/Tarih Dosyası http://www.dunyabulteni.net/gunun-haberleri/228530/tarihte-bugun-imam-abdullahharun-sehid-oldu, 
Garaudy Roger, Siyonizm Dosyası, Pınar Yayınları, İstanbul 2013.
Güney Afrika Cumhuriyeti ve Müslümanlar, https://insamer.com/tr/guney-afrika-cumhuriyeti-ve-muslumanlar_586.html, 
Haber Merkezi, Zulme uğramışların mücadele sembolü: İmam Harun, https://ilkha.com/haber/83501/zulme-ugramislarin-mucadele-sembolu-imam-harun, 
Özmen, Mehmet Emin, Bilal`lerden Bir Bilal: İmam Abdullah Harun, https://dogruhaber.com.tr/haber/50975-bilallerden-bir-bilal-imam-abdullah-harun/, 
Teke Selim, Irkçılığa karşı yükselen bir ses: İmam Abdullah Harun, https://www.gzt.com/mecra/irkciliga-karsi-yukselen-bir-ses-imam-abdullah-harun-3390182,