GÜZEL SÖZ, MİSAFİR VE KOMŞU HAKKI

GÜZEL SÖZ, MİSAFİR VE KOMŞU HAKKI

15. GÜZEL SÖZ, MİSAFİR VE KOMŞU HAKKI. 1

Bu Hadisin Önemi: 1

Dilin Dizginlerini Tutmak: 1

Hadis-i Şerifte İmanın Nefsinden Maksat: 2

1- Komşuya Ikrâm: 2

2- Komşu Hakkında Tavsiyeler: 3

2- Komşuya Eziyetin Haramhğımn Ağırlığı 3

3- Komşuya İyilik (İhsan) De Bulunmaktan Anlaşılan: 4

Komşuların Mertebeleri: 4

Misafire İkram: 4

1- Misafire İkramda Bulunmanın Hükmü Ve Misafirlik Süresi: 4

2- Ziyafet Âdabından: 5

Bu Hadisten Çıkartılan Hükümler: 6

 

 

 

15. GÜZEL SÖZ, MİSAFİR VE KOMŞU HAKKI

 

Ebu Hüreyre (r.a)'den Rasulullah (s.a.) buyurdu ki: "Kim Allah'a ve âhiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin, yahut sussun. Kim Allah'a ve âhiret gününe iman ediyorsa, komşusuna ikramda bulunsun. Kim de Al­lah'a ve âhiret gününe iman ediyorsa, misafirine ikramda bulunsun.[1]

 

Bu Hadisin Önemi:

 

Hafız İbn Hacer der ki: Bu hadis de özlü sözlerden olup, üç hususu kapsamaktadır. Bu üç husus ise fiili ve sözlü olarak ahlâkın üstün değerleri­ni bir arada ifade etmektedir.

Hadis-i şerif başkaları ile güzel bir şekilde geçinmeye çağırmaktadır. Güzel bir şekilde geçinmek ise insanlar arasında sevginin yaygınlaşması so­nucunu doğurur. Sevgi de insanların birbirleriyle kaynaşmasına, sağlam bağlarla bağlanmasına götürür. [2]

Dilin Dizginlerini Tutmak:

 

Rasulullah (S.A.S.) şöyle buyurmaktadır: "Kim Allah'a ve âhiret gününe iman ediyorsa, ya hayır söylesin, yahut sussun." Şâfn[3] şöyle demektedir: Hadisin anlamı şudur: "Konuşmak istediği takdirde iyice düşünsün. Şayet konuşacağında kendisine zarar gelmeyeceği ortaya çıkarsa, konuşsun. Eğer söyleyeceği sözde bir zarar ortaya çıkar, yahut bundan dolayı şüpheye dü­şerse sussun.[4]

Hafız İbn Hacer de der ki: Hadisin anlamı şudur: Kişi konuşmak istediği taktirde sözünü söylemeden önce düşünmelidir. Eğer söyleyeceği bu söz­den dolayı herhangi bir kötülük ortaya çıkmayacak, harama, mekruha gö­türmeyecek ise konuşsun. Eğer söyleyeceği söz mubah ise, esenlik susmak­tadır, ta ki mubah söz haram ve mekruha sürüklemesin.[5]

Nevevfnin de Sahih-i Müsİim Şerhi'nde bu anlamda açıklamaları vardır.

Özü İbn Receb'in de ifade ettiği gibi Rasulullah (s.a) hayır olan şeyleri söyle­meyi ve hayır olmayan şeyi de söylemeyip susmayı emretmektedir.[6]

Susmak (samt) dilcilere göre, konuşmamak demektir. Bu kelimeden tü­remiş bazı kökler sakin olmak anlamına da kullanılır. [7]

Hadis-i Şerifte İmanın Nefsinden Maksat:

 

Tûfî der ki: "Hadisin zahiri, bunu söyleyen kimseden imanın nefyolaca-ğmı ifade etmektedir. Oysa maksat bu değildir. Bununla kastedilen mübala­ğalı anlatımdır. Nitekim bir kimse şöyle der: Eğer benim oğiumsan, bana itaat etmelisin. Bu da onun itaatini sağlamak için söylenir. Çünkü itaat et­meyecek olursa oğlu olması nefyolacak değildir.[8]

Rasulullah (S.A.S.)'in: "Kim Allah'a ve âhiret gününe iman ediyorsa, şu­nu şunu yapsın" demesi bu âdabın imanın şubelerinden olduğuna delil teş­kil etmektedir. İmanın gerektirdiği amellerin bir bölümü Yüce Allah'ın hak­ları ile alâkalıdır. Farzların yerine getirilmesi, yasakların terkedilmesi gibi. Bir bölümü de kulların haklan ile ilgilidir. Onlara eziyet vermekten uzak durmak, komşuya ikramda bulunmak, akrabalık bağını gözetmek gibi.

Rasulullah (S.A.S.)'in muhayyer bırakmasından anlaşılana gelince; bu konuda Hafız İbn Hacer şunlan söylemektedir: "Rasulullah (S.A.S.)in: "Ya hayır söylesin yahut sussun." buyruğunda (konuşmak ile susmak arasında) muhayyer bırakmasının anlaşılmasında güçlük vardır. Çünkü mubah olan bir şey, eğer iki şıktan birisinde ise, o hususta yerine getirilmesine dair bir emrin bulunması gerekir. Bu durumda mubah ya vacip olur, yahut da ya­saklanmış bir şey olur, o takdirde de haram olur. Buna dair cevap şudur: Rasulullah (S.A.S.)'in "söylesin" buyruğundaki emir kipi ile "sussun" buyru-ğundaki emir, mubahtan da, diğer hükümlerden de daha kapsamlı olarak mutlak olarak izin vermek içindir. Evet, bu da mubahın, hayrın kapsamına girebilmesi için güzel olmasını gerektirmektedir.[9]

1- Komşuya Ikrâm:

 

Rasulullah (S.A.S.)'in: "Allah'a ve âhiret gününe iman eden komşusuna ikramda bulunsun" hadisi, komşuya ikramda bulunmaya, buna karşılık ona eziyetin yasak oluşuna delildir. Burada aşağıdaki hususların açıklanması ge­rekmektedir. [10]

2- Komşu Hakkında Tavsiyeler:

 

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah'a ibadet edin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşulara,[11] uzak komşulara,[12] yanınızdaki arkadaşa[13]... iyilik edin.'Ven-Nisd, 4/36)

Şanı Yüce Allah, kullar üzerindeki hakkı ile kulların kullar üzerindeki haklarını bir arada zikretmiştir ki, komşu hakkı da kul haklarındandır. İşte bunun böyle açıklanması, komşu hakkının önemini ve ne kadar büyük ol­duğunu beyân etmektedir. Aişe (r.anhâ)'dan, dedi ki: Peygamber (s.a) şöyle buyurdu: "Cebrail komşu hakkında bana o kadar çok tavsiye etti ki, nihayet onun, komşuyu mirasçı kılacağını zannedecek oldum.[14]

"Mirasçı yapacağını zannedecek oldum" ifadesinin anlamı ise: Akraba­larla birlikte ona farz olarak bir pay verilmesinin emredilmesi suretiyle mal­da onu ortak kılacak sandım, demektir. [15]

 

 2- Komşuya Eziyetin Haramhğımn Ağırlığı

 

Müslüman bir kimsenin, haksız yere herhangi birisine eziyet vermesi haramdır. Fakat komşuya eziyet etmek daha ağır bir haramdır. el-Mikdâd b. el-Esved (r.a) den dedi ki: Rasûlullah (s.a) şöyle buyurdu: "Kişinin on ka­dın ile zina etmesi, komşusunun hanımı ile zina etmesinden, onun için da­ha iyidir. Kişinin on evden hırsızlık yapması, komşusunun evinden hırsızlık yapmasından onun için daha basittir.[16]

Zina, Şanı Yüce Allah'ın haram kıldığı hayasızlıklardandır. Bu hayasızlı­ğı işleyene ve bu suçu işlemekten kaçındırıcı yasalar koymuştur; fakat komşunun hanımı ile zina etmek, daha büyük bir haramdır. Daha büyük bir ha­yasızlık, daha büyük bir suçtur; hırsızlık da böyledir.

Ebû Şureyh'ten rivayete göre, Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Al­lah'a yemin ederim ki, iman etmiş olmaz, Allah'a yemin ederim ki iman et­miş olmaz, Allah'a yemin ederim ki iman etmiş olmaz." Kim, ey Allah'ın Resulü? diye sorulunca şöyle buyurdu: "Komşusu, vereceği sıkıntılardan ya­na emin olmayan kimse.[17] Burada sıkıntılar anlamına kullanılan "bevâik" asıl anlamı itibariyle helak edici musibet ve kişiye ansızın gelen çok ağır iş demektir.

İbn Battal der ki: "Hadis-i şerifte, komşu hakkı te'kid edilmektedir. Çün­kü Rasûlullah (S.A.S.) bu hususta yemin etmekte ve yeminini üç defa tek­rarlamaktadır. Ayrıca sözü veya davranışı ile komşusuna eziyet verenin mü'min olamayacağını da ifade etmektedir ki, maksat kâmil imandır. Şüp­hesiz ki, isyan eden bir kimsenin ise imanı kâmil değildir.[18]

3- Komşuya İyilik (İhsan) De Bulunmaktan Anlaşılan:

 

Komşuya iyilikte bulunmak, ona çeşitli şekillerde iyilik yapmak demek­tir. Bu da güç nisbetinde olur. Hediye, selâmlaşmak, karşılaştığı vakit güler-yüzle karşılamak, durumunu yakından takip etmek, ihtiyaç duyduğu husus­larda ona yardımcı olmak vb. Maddi yahut manevi olsun, ona gelecek çe­şitli eziyetlerin sebebini önlemektir. İnsanlar arasında yapılacak iyiliğe en layık olan kimseler yakınlık derecesine göre sıralanırlar. Âişe (r.a.) den dedi ki: Ey Allah'ın Rasûlü benim iki tane komşum var. Hangisine hediye vere­yim? Rasûlullah (S.A.S.): "Kapısı sana daha yakın olanlarına.[19] diye bu­yurdu.

Bundan dolayı Buhâri -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- Sahih'inde bir başlık açarak şöyle demektedir: "Komşuluk hakkı kapıların yakınlığına göredir.[20] Bu da Buhâri'nin naslan derinlemesine anlayışına bir örnektir. [21]

Komşuların Mertebeleri:

 

Aşağıdaki sıralama komşulara yapılacak iyiliklerin ulaştırılmasının sırala­nışı açısından faydalıdır:

1- Müslüman ve akraba komşu: Böyle bir komşunun komşuluk, müslü-manlık ve akrabalık hakkı vardır.

2- Müslüman komşu: Böyle bir komşunun komşuluk ve müslümanhk hakkı vardır.

3- Müslüman olmayan komşu: Böyle bir komşunun sadece komşuluk hakkı vardır.

Bu sıralamanın sebebi ise, İbn Ömer'in komşu tabirini umumunu esas alarak yorumladığı gibi, nasların umum ifade etmesidir. O'nun bu açıklama­sına göre, komşu tabiri müslüman olanı da, olmayanı da kapsamına alır. Bundan dolayı, bir koyun kestiği sırada ondan yahudi komşusuna verilme­sini emretmişti. Nitekim Rasûluliah (s.a)'ın yahudi komşusu ile başından ge­çenlerden de bu açıkça anlaşılmaktadır. [22]

Misafire İkram:

 

Rasûluliah (S.A.S.)'in "Kim Allah'a ve âhiret gününe iman ediyorsa, mi­safirine ikramda bulunsun" buyruğunda, misafire ikramda bulunmanın İslâm'ın hasletlerinden olduğuna delil vardır. Kulun kendisi vasıtasıyla Aziz ve Celil olan Rabb'ine yakınlaştırıcı ibadetlerden olduğuna da delil vardır. Burada da aşağıdaki hususların bilinmesi gerekmektedir: [23]

1- Misafire İkramda Bulunmanın Hükmü Ve Misafirlik Süresi:

 

Bazı İlim Adamları Misafir Ağırlamanın Vücubunu Kabul Etmişlerdir Ki, Ahmed, Leys, İbn Hazm, Şevkâni Ve başkaları bunlar arasındadırlar. İbn Hazm[24] el-Muhallâ adlı eserinde der ki: Misafir ağırlamak, göçebeye de, şehirde ikamet edene de âlime de cahile de bir gün ve bir gece süreyle iyilik ve hediye olmak üzere, daha sonra da yalnızca misafir ağırlamak üzere üç gün süreyle ağırlamak farzdır. Şayet daha fazla ağırlayacak olursa, buna mecbur olmamakla birlikte, güzeldir. Yerine getirilmesi vacip olan misafir ağırlamayı terkedecek olursa, misafir bunu zorla ve nasıl mümkün ise o şe­kilde almak hakkına sahiptir. Onun lehine böylece de hüküm verilir.[25]

Şevkâni de der ki: Doğrusu, misafir ağırlamanın vacip olduğudur[26] Rasûluliah (S.A.S.)'in: "Bundan sonrası ise sadakadır" şeklindeki ifadesi ise bundan önceki (üç günlük) sürenin sadaka olmadığına, aksine şer'an vacip olduğuna delildir. Nitekim hadis-i şerif te[27] vacib misafirliğin süresi sınırlan­dırılmaktadır ki, bu da sadece üç gündür. Misafirin bu süreden sonra müslü­man kardeşi olan ev sahibini daha fazla sıkıntıya sokması helâl değildir. Ancak kardeşinin kendisini gönül hoşluğu ile ağırlayacağını bilmesi müstesnadır. [28]

2- Ziyafet Âdabından:

 

Gelen misafire yemek hazırlamak, özellikle birinci günde ikram için kendisini gerekirse zorlamak. Fakat israf ve savurganlıktan uzak kalmak. Çünkü israf ve savurganlık bize yasaklanmıştır. Bu sözlerimize tanıklık ede­cek hususları şöylece zikredebiliriz:

Buhâri, Sahih'inde der ki: Misafire yemek hazırlamak ve bu hususta kendisini zorlamaya dair bir başlık. Bu başlık altında Ebu Cuhayfe yoluyla, Selmân (R.A.) ile Ebu'd-Derdâ'nın kıssasını zikretmektedir. Bu kıssada delil teşkil edecek bölüm de şudur: "Ebu'd-Derdâ gelip O'na yemek hazırladı.[29] Aynı şekilde, Müslim'in Sahih'inde rivayet ettiği Ebu'l-Heysem b. et-Teyyi-hân el-Ensâri kıssasından da bu durumu görebiliyoruz,

Ebu Hüreyre (r.a) den, dedi ki: Bir gün yahut bir gece Rasûluliah {s.a) dışarı çıktı. Ebu Bekr ve Ömer (r. anhumâ) ile karşılaştı. "Bu saatte sizleri evinizden dışarı çıkartan nedir?" diye sordu. Onlar: Açlık ey Allah'ın Rasu-lü, dediler. Rasûluliah (s.a) da şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olana yemin olsun ki, sizi dışarı çıkartan ne ise, beni de aynı sebep dışarıya çıkartmıştır. Haydi kalkınız," Onlar da O'nunla birlikte kalktılar. Ensar'dan bir adamın evine gittiler, evinde olmadığını gördüler. Kadın (Rasulullah'ı) görünce; hoş, safa geldiniz, dedi. Rasulullah (s.a): "Filan nerede?" diye sorunca, hanımı şu cevabı verdi: Bize tatlı su getirmek için gitti. O sırada Ensar'dan olan zat geldi, Rasulullah (s.a) ve beraberindeki iki arkadaşına baktı ve şöyle dedi: Allah'a hamdolsun, bugün misafirleri benden daha üstün hiç bir kimse yok-r tur. Daha sonra adam gitti, onlara taze hurma bulunan bir hurma salkımı getirdi. Buyrun yiyin, dedi ve eline bıçağı aldı. Rasulullah (s.a) şöyle buyur­du: "Sakın süt veren bir davar kesmeyesin." Onlara bir koyun kesti, koyun­dan ve o hurma salkımından yediler, içtiler. Karınlarını doyurup susuzlukla­rını giderdikten sonra Rasulullah {s.a) Ebu Bekir ve Ömer (r.a.)'e şunları söyledi: "Nefsim elinde olana yemin olsun ki, bu nimetlerden Kıyamet gü­nünde sorulacaksınız. Açlıktan dolayı evinizden çıktınız, sonra da size bu nimetleri ihsan etmedikçe geri dönmediniz.[30]

Rasulullah (s.a)'ın Ensar'dan olan bu zata ses çıkarmayıp yaptıklarını ik­rar etmesi, bu şekilde misafir ağırlamanın meşruiyyetine bir delildir.

Aynı şekilde genç delikanlılar suretinde meleklerin İbrahim (A.S.)'e geliş kıssasında da böyledir. İbrahim (A.S.) en güzel şekliyle onları ağırladı. Onla­ra kızgın taşlar üzerinde kazırtılmiş bir buzağı hazırladı. Yüce Allah, bize bunu şöylece zikretmektedir: "Andolsun ki, elçilerimiz İbrahim'e müjde ile gelip: Selâm, dediler. O da: Selâm, dedi ve zaman geçrimeyip kızartılmış bir buzağı getiriverdi." (Hud, n/69)

Yüce Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: "Hemen ailesine gidip; semiz bir buzağı getiriverdi." fezzdnydt, 51/26)

Hafız îbn Kesir der ki: "Bu âyet-i kerime, ziyafet âdabını ihtiva etmekte­dir. O, farketmeyecekleri bir şekilde çabucak onlara yiyecek getirdi ve hiç­bir şekilde onlara minnet etmeyip, önce onlara "size yemek getirelim mi?" diye sormadı. Aksine, çabucak ve gizlice gidip malından bulabildiğinin en iyisini onlara getirdi. Getirebildiği ise kızartılmış semiz bir buzağı idi. Önleri­ne yaklaştırdı. Uzakça bir yere koyup; haydi yaklaşın, demedi. Huzurlarına, önlerine bıraktı. İşitene ağır gelecek şekilde kesin bir emir sigasıyla onlara emir vermeksizin, "yemez misiniz?" diye oldukça ince bir üslûpla onlara teklifte bulundu. Günümüzde bir kişinin diğerine: Eğer lütfedip iyilik yap­mak, tasaddukta bulunmak istiyorsan, bunu uygun görüyorsan yapıver, de­mesine benzer.[31] Nitekim İbrahim el-Halil (A.S.) ve hanımı bizzat bunla­ra hizmet etti. Bundan dolayı Buhâri, Sahih'inde şöyle bir başlık kullanmış­tır: "Misafire bizzat ikramda bulunup hizmet etmek ve Yüce Allah'ın: "İbra* him'in ikram olunmuş misafirlerinin haberi sana geldi m\..."(ez-zânVat, sı/24) buyruğu.[32]

Bu Hadisten Çıkartılan Hükümler:

 

1- İslâm, İslâm toplumunun fertleri arasında sevgi ve ülfeti yaygınlaştı­ran her şeye davet etmiştir.

2- Hadis-i şerif sözün önemine delildir. Çünkü kul ba2an Allah'ı gazab-landıracak bir söz söyler ve buna hiç önem vermez; ama bundan dolayı da yetmiş yıllık bir süre ile Cehennem'de yuvarlanabilir.

3- Hadis-i şerifte ahlâkın üstün değerlerini kazanmaya, kötülerinden uzaklaşmaya teşvik vardır.

4- Hadis-i şerifte aynı şekilde başkaları ile güzel bir şekilde geçinmek de teşvik edilmektedir. [33]

 

 

 

[1] Müs,im,I,222,İman74, 75. {Buhâri, Ecfeb 31. -Çeviren-}       

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları:169.                

[2] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 170.

[3] Şafiî, (150-204 R): Adı Muhammed b. İdris b. el-Abbas b. Osman b. Şafii'dir. Ku-reyş'in Muttalib

oğuîlanndandir. Filistin'de Gazze şehrinde dünyaya gelmiştir. İki yaşında iken Mekke'ye götürülmüştür. Fıkıhta imam, kıraat âlimi, usul, dil ve şiirde âlimdi. Ahmed b. Hanbel O'nun hakkında şöyle demiştir: "Elinde mürekep hokkası ya da kağıt bulunan kim varsa mutlaka Şafii'nin de bundan dolayı onun üzerinde bir hakkı vardır." Ahmed Şakir de şöyle demiştir: Eğer alim bir kimsenin bir başka alimi taklid etmesi caiz olsaydı, kanaatimce herkesten çok Şafii'nin takiid edilmesi layıktı. Ben -aşırıya kaçmaksızın ve mübalağa da et­meksizin- şuna inanıyorum ki, bu büyük insantn İslâm âlimleri arasında Kitab ve Sünnet fık­hında benzeri gelmemiştir.

Irak'a, Hicaz'a ve Yemen'e ilim için yolculuklar yapmıştır. Daha sonra Mısır'a yerleşmiş ve vefat edinceye kadar orada kalmıştır. İlim eserlerinden bazıları: 1) el-Umm, 2) er-Risale. Bu oldukça muazzam bir kitaptır. İyice incelenmesini tavsiye ediyorum. Usul-ü fıkha dairdir, 3) Ahkâmu'l-Kur'ân, 4} İhtilfM-Hadis,

[4] Müslim Şerhi, I, 222

[5] Fethu'l-Böri, XIII, 149

[6] Camiü'l-Ulumi ue'l-Hikem, 26.

[7] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 170-171.

[8] Fethu'l-Bâri, Kitabu'1-Edeb, XIII, 149

[9] Fethu’l-Bâri, XIII, 149

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 171-172.

[10] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 172.

[11] İbn Abbas der ki: Bundan kasıt, seninle arasında akrabalık bulunan komşudur. Hafız İbn Hacer de buna meyletmiştir.

[12] İbn Abbas der ki: Bundan kasıt, seninle arasında akrabalık bulunmayan komşudur.

[13] İbn Mes'ud, Bundan kasıt, hanımdır. İbn Abbas: Yol arkadaşıdır, der.

[14] BuMrf,Edeb,28,Vn,78

[15] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 172.

[16] Sahih hadistir, bk. el-Elbâni, Sahihu'1-Câmi', 4819

[17] Buhdri,Edeb, 31; VII, 78

[18] Fethu'l-Bdri, XIII, 53

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 172-173.

[19] Buhâri, VII, 79 (Edeb, 32)

[20] Buhâri, Edeb, 32 (Çeviren).

[21] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 173.

[22] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 174.

[23] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 174.

[24] İbn Hazm (384-456 H.}: Adı Ali b. Ahmed b. Said b. Hazm Ebu Muhammed'dir. Zahiri mezhebine mensuptur. Endülüslü bir ilim adamıdır. Aslen Farisi'dir. Önce vezir iken, ilim ve te'lif için veziriiiği terketti. Fakih ve hadis hafızı idi. Kitap ve Sünnet'İ anlama yöntemi zahirilerin yöntemine göre idi. Kimseye hatır gönül saymazdı. O'nun dili Haccac'ın kılıcına benzetilmiştir. Hükümdarlar onu kovalayıp durmuştur. Şehrinden uzaklarda vefat etmiştir. Pek çok İlmi eser bırakmıştır. Ancak düşmanları da bu eserlerinin çoğunu darmadığın etmiş­lerdir. Eserleri: 1) el-Muhallâ; fıkha dairdir, 2) el-lhkâm fi Usuli'l-Ahkâm; Usul-ü fıkha dair­dir, 3) Tavku'l-Hamâme edebi bir eserdir.

[25] el-MuhaUâ, ziyafet bahsi, X, 171.

[26] NeyfÜ'J-Eutâr

[27] Sözü geçen hadis şudur: Peygamber (s.a) buyurdu ki: "Misafirlik üç gündür. (O'ndan sonra yola koyulacağı vakit), beraberinde de bir gün bir gece ona yetecek kadar bir şeyler verir. Artık bundan sonrası ona bir sadakadır." Hadisi Müslim rivayet etmiştir (Lukata, 14-15)

[28] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 174-175.

[29] Buhâri, Kitabu'1-Edeb, VII, 104 (bab: 86)

[30] Muhtasaru Müslim, 1306

[31] İbn Kesir, VII, 399

[32] Buhdn,Edeb,75

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 175-177.

[33] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 177.