ER-RAHİM
Haber detay

Bağışlayan, Esirgeyen[527]

Pek ziyâde merhamet edici, verdiği ni'metleri iyi kul­lananları daha büyük ve ebedî ni'metler vermek sure­tiyle mükâfatlandırıcı. [528]

Er-Rahmân ism-i şerifinden Allahu teâlâ'nın ezelde bü­tün mahlûkâtı için hayr ve rahmet irâde buyurduğu anlaşılı­yordu. Er-Rahîm ism-i şerifi ise mahlûkâtı arasında irâde sa­hipleri için muzaaf bir rahmet-i ilâhiyyeyi ifâde eder. Yâni in­sandan mâada her mahlûk, kendisi için tâyin edilen hudut için­de kendisine verilen ni'metlerden yaradılışı şevki ile faydala­nır ve o huduttan dışarı çıkmazken, irâde sahibi olan insanlar için terakki imkânı verilmiştir. Bu imkân, fıtrî ni'metleri art­tırma ve ebedîleştirme imkânı. Meselâ, çiğneyip geçtiğimiz ot yaprağından rüzgâr dalgalarına kadar her şey, bizim hayır ve saadetimize yarayan ni'met hazinesidir. Sonra yaradılışımız­da başka mahlûkâta verilmeyen bir çok kabiliyetler ve tabiat kanunlarının azat kabul etmez köleler gibi bize tâbi ve emri­mize munkat olması, hep o şânı büyük Rahmân'ın lütuf ve atıfeti eseridir. Fakat her şeyde ve kendimizde gizlenmiş olan bu sayısız ni'metleri meydana çıkarmak ve onlardan faydalan­mak için çalışacağız. Bütün kabiliyetlerimizi işleteceğiz. Bu takdirde gayretlerimizin boşa gitmiyeceğini bize tebşir eden işte bu, Er-Rahîm ism-i şerifidir. Çünkü bu ism-i şerife göre her gayret bir mükâfatla karşılanacaktır.

Er-Rahmân, Er-Rahîm isimleri iki türlü rahmet ifâde eder. Er-Rahmân ism-i şerifinin ifâde ettiği rahmet, hiç bir türlü şarta, hiç bir türlü kesb ve irâdeye bağlı olmayarak bahşolunan rahmettir. Bu bir rahmet-i şâmiledir ki, bütün mahlû­kâtı kaplar. Bunda çalışan-çalışmayan, suçlu-itaatli, îmanlı-îmansız ayırt edilmez.

Er-Rahîm ism-i şerifinin ifâde ettiği rahmet ise, Rahmân'ın lûtfu olan rahmeti iyiye kullanarak çalışanlara bir mükâfat olmak üzere verilen rahmettir ki, en az (bire on) dur.

Çalışanın ihlâsındaki kuvvete göre Allahu teâlâ'nın daha fazla ve hattâ hudutsuz ve hesapsız mükâfatları da vardır, işte gayr-i meşru arzulara kapılmamanın, kötülükten korunmanın, Allah yolunda fedakârlıkta bulunmanın ehemmiyeti bu yüzdendir. Şunu kat'î surette bilmek lâzımdır ki, -dünya için olsun, âhiret için olsun- çalışanlarla çalışmayanlar müsavi muamele görmeyeceklerdir.

Dünya milletleri arasında Allahu teâlâ'nın ahlâkını, evsâ­fını en dürüst ve en geniş bilenlerin Müslümanlar olması icâbeder. Böyle olunca, meselâ bu ism-i şerifin hükmüne göre "fikrî teşebbüs" Müslümanlar için en umumî ve en tabiî bir haslet olması lâzım gelirken, i'tiraf etmeliyiz ki, Müslüman­ların çoğu, bugün Müslümanlık esaslarını her zamankinden ziyâde ihmal etmişlerdir. Bunun neticesi olarak dünya yüzün­deki Müslümanların ne duruma düştükleri de meydandadır. [529]

Peygamberini âlemlere rahmet olarak gönderen, Kur'ân'ı mü'minler için rahmet vesilesi kılan Allah'a sonsuz hamdü senalar olsun.

"Rahim" Allah'ın isimlerinden olup rahmet keli­mesinden türemiştir. Rahmetin manası, "Allah'ın kul­larına acımasıyla onları her türlü zarar, ziyan ve sa­pıklıktan kurtarıp onları hidayetle, mağfiret ve iman şerefiyle nimetlendirmesi" demektir.

Rahîm, "feiilun" vezninde "Rahîmun" acıyan ma­nasında ism-i faildir. Çok çok acıyan manasında mü­balağa ifade eder. Rahîm, acıma ve tazim ifade eden sigada gelmiştir. Rahmet, Allah'ın acınılan kimseye bir ihsanıdır. Cenab-ı Hak bununla ilgili olarak şöyle buyuruyor:

"Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur. Melekleri de size istiğfar eder. Allah, müminlere karşı merha­metlidir." [530]

Allah rahmetini dilediği şekilde taksim eder. Di­lediğini de rahmetine sokar. Rahmet Allah'ın bir ni­meti ve lütfudur. Allah'ın rahmeti o kadar çoktur ki, nerdeyse biz onu farkedemiyoruz. Çünkü Allah'ın nimetlerini saymak mümkün değildir. Eğez biz rah­metinin bir kısmını saymayıp, inkâr edersek sanki bütün rahmetini çekip çıkarmış oluruz. Allah Tealâ:

"Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi ku­şattı..." [531]

Yüce Allah şu kısacık dünya hayatında bizlere merhamet edip her türlü ihsan ile nîmetlendirince, muttakiler için en hayırlı yurt olan daru'l-karar/ebedî hayat için rahmeti nasıl olur? Varın siz düşünün.

Allah Celle şöyle buyuruyor:

1. "İman edip de (kötülüklerden) sakınanlar için ahiret mükâfatı daha hayırlıdır." [532]

2. "Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hic­ret edenlere gelince; onları dünyada güzel bir şe­kilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse ahiretin mükâ­fatı elbette daha büyüktür." [533]

3. "Baksana, biz insanların kimini kiminden nasıl üstün kılmışızdır! Elbette ki ahiret, derece ve üstünlük farkları daha büyüktür." [534]

Bundan dolayıdır ki Allah rahmetinin bir nu­munesi olarak rahmet peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)'i şahit, müjdeci ve korkutucu olarak gönderdi. Son peygamber Nebi (s.a.v.)'i, ahiret saadetini tahsil için rahmetine sebep olarak yarattı.

Zira Cenab-ı Hak:

"...Kimi dilersem onu azabıma uğratırım; rah­metim ise her şeyi kuşatır. Onu, sakınanlara, ze­katı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazaca­ğım." [535] buyurarak rahmetinin tecelli etmesi için takva ve ihsanı şart koştu. Bir başka ayette de:

"Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'ın rahme­ti çok yakındır." [536]

Allah'ın azabı ise kalpleri kaskatı olanlardan ge­ri çevrilmez. Nitekim Yüce Rabbimiz:

"De ki: Rabbiniz geniş bir rahmet sahibidir. Bununla beraber O'nun azabı,  suçlular topluluğundan uzaklaştırılmaz," [537]' buyurmuştur.

"Rahîm", "Rahman"ın sıfatlarından biri olup, Allahu Teâlâ kullarına bir miktar rahmet feyz buyurup, bahşetmiştir. Kullar bu sayede Allah'ın izniyle mer­hamet sahibi olur ve hemcinslerine ve mahlukâta acırlar. Allah'ın bahşettiği bu rahmetten en fazla pay sahibi olan Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)'dir. Kur'ân-ı Kerim'de bu husus şu şekilde geçmektedir.

"Andolsun size kendinizden öyle bir peygam­ber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü'minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir." [538]

Allah Tealâ bu ayette kendi isimlerinden olan "Rauf; çok şefkatli ve Rahim, pek merhametli sıfatla­rını Peygamberimize de vermiştir ki önceki peygam­berlerden hiç biri bu sıfatların ikisine birden mazhar olamamıştır.

4. Peygamberimiz (s.a.v.):

"Allah yüz rahmet ya­rattı, îşte bu rahmetin bir tanesiyle mahlukât birbirine merhamet eder. İşte onunladır ki vahşi hayvanlar da­hi yavrularına şefkat eder. Diğer kalan doksan dokuz rahmetini ise kıyamet gününe tehir etmiştir." Buyu­rarak Allah'ın merhametinin enginliğini ifade buyur­muştur. Bu hadis diğer kaynaklarda şu şekilde geç­mektedir:

"Allah Tealâ yeri ve göğü yarattığı zaman yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet yer ve göklerin arasını dolduracak kadar engindi Bu rahmetten doksan do­kuzunu yanına ayırdı. Bir rahmeti de mahlukâtı ara­sında paylaştırdı. İşte bununla mahlukât birbirine şef­kat eder. Vahşi bir hayvan bununla su içer. Kıyamet günü olduğunda ise Allah bu rahmeti takva sahibi kullarına haşretmiş ve onlara doksan dokuzunu ziya­de etmiştir." [539]

Allah'ın rahmeti çok geniştir. Rahmetini mahlukâtına habsetmek veya onlara bağlamak mümkün değildir. Fakat bu durum, Allah'ın lütfuyla ve mer­hametinin genişliği ile olmaktadır. Ancak merhame­tin mü'minin kalbine çevrilmesi mümkündür. Al­lah'ın dünyada mahlukatından merhametli kimselere emanet ettiği rahmet, Allah'ın kullarından hikmet ve bilgili insanlara öğrettiği ilimlerle birleştiği zaman doğru olur. Allah'ın dünya hayatında kullarına verdi­ği rızıktaki muvazene onun rahmetinin tecellisidir. Mahlukât arasındaki rahmetin bir kısmı, gökyüzün­de kuşların birbirinin peşinde uçuşmaları, deryalar­da balıkların birbirleriyle sarmaş dolaş olması, bir annenin yavrusuna olan şefkatiyle inlemesi, sevgi, muhabbet, aşk, İsa (a.s.)'ın vasiyette bulunduğu her türlü sevgi hepsi de Allah'tandır. Allah, kullarına ba­ğışladığı rahmetinin benzeriyle, dilediği kimselerin kalpleri arasında ülfet, muhabbet ve sevgi meydana getirir.

"Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin..." [540]

İşte bütün bunlar Rahman'ın merhametli kulla­rına rahmetinden bahşettiği bir durumdur. Bunun sayılması mümkün değildir. Allah'ın ahirette muttaki kullarına bağışladığı rahmet daha hayırlı ve bakidir. Onun rahmeti geçtiği gibi yüz şubedir. İşte bununla Allah, iman edip salih amel işleyenleri o gün rahmetiyle rızıklandırmıştır. Kıyamet gününde mü'min erkek ve hanımlar Allah'ın kendilerine verdiği lütufla sevinir, büyük bir surüra gark  olurlar.  Aralarında rahmet, muhabbet ve sevgi ile konuşurlar.

"O gün, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dı­şında, dost olanlar (bile) birbirlerine düşman kesi­lirler." [541]

Allah'ın verdiği bu cüz'i rahmetle, cennetteki ni­met sahipleri pak eşleri hurilerle karşılıklı aşk ve muhabbet içinde yaşarlar. Yine bu rahmet sebebiyle Allah muttaki kullarının göğsünden-kalplerinden sa­dır olabilecek eğrilik, kin ve nefreti çekip çıkarmış, aralarında ülfet ve muhabbet temin etmiştir. İşte bu­nunla kardeş olmuşlardır. Cennette altından ırmak­lar akan- yerde karşılıklı sedirler üzerinde birbirlerine bakarlar.

İşte bu durum Hakimler Hakimi'nin kullarına vahyettiği şu duaya ışık tutmaktadır:

"Rabbimiz!

Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeş­lerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz şüphesiz ki sen şefkatli, çok merhametlisin!"

Muhacir ve Ensar'ın arkasından gelenler, kıya­mete kadar gelmiş ve gelecek olan mü'minlerdir. Cenab-ı Hak duaları işitendir ve kendisinden korkan takva sahibi insanlara kıyamette hiçbir eksilme ol­maksızın onlara rahmetini tam olarak tecelli ettire­cektir. Biz de ahirette hesaba tabi tutulmaksızın Rabbimizin rahmetini umuyoruz.

Bize verilen ilim kelimelerle ifade edilebilir. Oy­saki Allah'ın rahmeti her şeyi kuşatmış olup, onun rahmeti katsayılara bağlı değildir. Onun rahmeti hakkındaki bilgimiz yeterli değildir. Rabbimizin rah­met hazineleri de kelimeleri gibi engin ve geniştir.

"De ki: Rabbimin sözleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave getirsek dahi, Rabbi­mizin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir."[542]

"Şayet yeryüzünde ağaçlar kalem, deniz de ar­kasından yedi deniz katılarak (mürekkep olsa) yine Allah'ın sözleri (yazmakla) tükenmez. Şüphe yok ki Allah mutlak galip ve hikmet sahibidir." [543]

Hiç kimsenin yaptığı ameller kendisini kurtara­maz. Ancak Allah'ın rahmet ve lütufu bizi kurtarabi­lir. Bizim Allah’ın rahmetini istememizden başka çaremiz yoktur. Çünkü Allah'ın rahmeti geniştir. Ve O, merhamet edenlerin en hayırlısı ve merhametlilerin en merhametlisidir.

Allah'ın rahmetini bir kavrayabilsek, Allah'ı ar­zularız. Allah'ı gerçek manada arzuladığımızda da Al­lah'ın rahmetini umarız. [544]

 

Allah'ın "Rahîm" İsminin  Diğer Yüce İsimlerle Geçiş Şekli:
 

"Rahîm" Kur'ân-ı Kerim'de aşağıda görüleceği üzere 114 defa geçmiştir. Söz konusu isim genellikle Allah'ın diğer isimleriyle terkib halinde kullanılmıştır. Bunlar:

1. Er-Rahman, er-Rahîm, altı ayette altı kere geçmiştir. Bunlar, Fatiha süresinin bir ve üçüncü ayetlerinde,   Bakara, 2/163,  Neml: 27/30, Fussilet: 41/2 ve Haşr: 59/22'de geçmektedir.

2. Et-Tevvabu'r-Rahim, Kur'ân-ı Kerim'de altı kere geçmiştir.

"Adem Rabbinden bir takım ilham­lar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır."[545]  

Ayrıca Bakara: 2/54, 128, 160'da geçmektedir.

Et-T.evvabu'r-Rahîm Tevbe sûresinde iki kere zikredilmiştir. Bunlar; "Allah'ın kullarının tevbesini kabul edeceğini, sadakaları geri çevirmeyeceğini ve Allah'ın tevbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğnu hala bilmezler mi?"[546] ayrıca Tevbe: 9/18'de geçmektedir.

3. Ve huve Tevvabûn Rahim şeklinde:

"Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin ku­surunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz ölmüş kardeşinin etini ye­mekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir."[547]

4. Tevvaben Rahîmen şeklinde; en-Nisâ, 4/64'de şu şekilde geçmektedir:

"Biz her peygamberi Allah'ın izniyle ancak ken­disine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resul de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı."

5. El-Aziz ve-Rahîm şeklinde Kur'ân'da onüç de­fa geçmektedir. Bu eş-Şuara: 26/9, 68, 104, 122, 140, 159, 175, 191, 217 olmak üzere dokuz defa geçmiş­tir. 191. ayette:

"Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galib ve en­gin merhamet sahibidir." şeklinde, 217. ayette ise:

"Sen O mutlak gâlib ve engin merhamet sahi­bine tevekkül et." şeklinde geçmektedir. Diğer ayet­lerde:

"Allah dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok esirgeyicidir." [548]

"Üstün ve çok esirgeyen (Allah'ın) indirdiği (Kur’an)."[549]

"Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böy­le değildir. Şüphesiz O, üstündür, merhametlidir."[550]

"İşte, görülmeyeni de görüleni de bilen, mut­lak galib ve merhamet sahibi Odur."  [551]

 6. El-Gafûru'r-Rahîm.

"Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O'nun keremini geri çevirecek de yoktur. O, hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Ve O bağışlayandır, esirgeyendir." [552]

"(Yakub:) Sizin için Rabbimden af dileyece­ğim. Çünkü O çok bağışlayan pek esirgeyendir, dedi."[553]

"(Rasulüm!) Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver." [554]

"Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim (başı­ma iş açtım). Beni bağışla, dedi. Allah da onu ba­ğışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı ve çok esirgeyici olan ancak Odur."[555]

"De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım!  Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphe­siz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir."

"Neredeyse yukarılarından gökler çatlayacak! Melekler de Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yerdekiler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki, Al­lah çok bağışlayan, çok esirgeyendir." [556]

"Yoksa O'nu uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah tarafından bana gelecek şeyi savmaya gücünüz yetmez. O, sizin Kur’an hakkında yaptığınız taşkınlıkları çok daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O ye­ter, O, bağışlayan, esirgeyendir." [557]

7. er-Rahîmü'l-Gafûr şeklinde ise bir yerde şu şekilde geçmektedir.

"Yerin içine gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni, ortaya çıkanı bilir. O esirgeyendir, bağışla­yandır." [558]

8. Gafurun Rahim şeklinde ise, Kur'ân-ı Ke-rim'de, Bakara: 2/173, 182, 192, 199, 218, 226; Âl-i İmrân: 3/31,  89, 129; Nisa: 4/25; Maide: 5/3, 34, 39, 74, 98; Enam: 6/54, 165, 145; Araf: 7/152, 167; Enfâl:  8/69-70; Tevbe:   9/5, 27,  91  ve 102; Hûd: 11/41; Yûsuf: 12/53; İbrahim: 14/36; Neml: 27/11, 18, 110, 115, 119; Nûr: 24/5, 22, 33, 62; Fussilet: 41/32; Hucurat: 49/5,15; Hadid: 57/28; Mücadele: 58/12; Müzzemmil: 73/20. ayetler olmak üzere kırkdokuz ayette kırkdokuz kere geçmiştir.

9. Gafûren Rahimen şeklinde onbeş ayette onbeş kere geçmektedir.  Bunlar,  Nisa: 4/23, 96, 100, 106, 110, 129, 152; Furkân: 25/6, 70; Ahzab: 33/5, 24, 50, 59, 73; Fetih: 48/14. ayetlerdir.

10. Râufun Rahîm, bu şekilde sekiz ayette sekiz defa zikredilmiştir. Bunlar, Bakara: 2/143; Tevbe: 9/117;  Nahl:   16/7,  Neml: 27/47; Hac: 22/65;  Nûr: 24/20; Hadid: 57/9; Haşr: 59/10. ayetlerdir ki son ayette şu şekilde geçmektedir.[559]

"Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Biz ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kar­deşlerimizi bağışla kalplerimizde, iman edenlere karşı bir kin bırakma. Şüphesiz ki sen çok merha­metlisin." [560]

11. Rahimun Vedûd.

"Rabbinizden bağışlama dileyin; sonra O'na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametli­dir, (mü'minleri) çok sevendir."[561]

12. Rabbun Rahim.

"Çok esirgeyen  Rabden  (onlara)  sözle  selam (verilir)." [562]

13. El-Berru'r-Rahim.

"Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur."[563]

14. Rahîmen.

"Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ti­caret olması hali müstesna, mallarınızı batıl (hak­sız ve haram) yollarla aranızda (alıp vererek) yeme­yiniz. Canlarınızı da öldürmeyin. Doğrusu Allah size karşı çok merhametlidir."[564]

"(Kullarım!) Rabbinizin lutfuna nail olmanız için denizde gemilerinizi yüzdürendir. Doğrusu O, sizin için çok merhametlidir." [565]

"Sizi karanlıktan aydınlığa çıkarmak için üze­rinize rahmetini gönderen O'dur. Melekleri de si­ze istiğfar eder. Allah, mü'minielere karşı çok mer­hametlidir." [566]

Görüldüğü gibi, "er-Rahîm" ism-i şerifi Kur'ân-ı Kerim'de sure sayısı kadar, yani 114 defa geçmekte­dir. [567]

 

Ruhları Eseflere Boğan Acı Bir Duygu:
 

Uzun asırlar Müslüman yaşayan ecdadın bugünkü torunla­rı arasında Müslümanlığı, teşebbüs fikrini öldüren, insanları atâlete ve miskinliğe sürükleyen bir din sananlar türemiştir. Bu telâkki doğru ise, dindar ve Müslüman ecdadımızın o silin­mez izlerini nasıl izah edeceğiz? Yurdumuzu dolduran ve asır­lar boyunca ihmâlin, bakımsızlığın yok edemediği bunca hayr müesseseleri karşısında ne yapacağız? Hele o târih ve ahlâk kitaplarımızı dolduran ve başka milletlerde pek azına rastlanan bunca fazilet menkıbelerine, kahramanlık destanlarına ne di­yeceğiz? Bu iftihar ve gurur verici izler, miskin ve hakir in­sanların mahsûlü olmak kabil midir? Hayır hayır, bunlar, hakîkî birer Müslüman olan, Allah uğrunda yorulmak bilmez, pulat îmânlı, çelik iradeli ecdadımızın izleridir. Fakat ne yazık ki, biz onları bilememişiz, gittikleri yoldan ayrılmışız, miskin sinekler gibi hevâ vü heves tuzaklarına yapışıp kalmı­şızdır. [568]

 

İsm-i Şerife Mazhar Olanlar:
 

Aramızdaki merhametli insanlar, Allahu teâlâ'nın rahmet sıfatına mazhar olmuşlardır (mazhar demek, bir şeyin görün­düğü yer demektir.) Allahu teâlâ'nın merhameti, içimizdeki merhametli insanlardan sezilir. Eğer dünyâda merhametli in­sanlar olmasaydı ve merhamet denilen ma'nâdan ortada hiç bir nişan bulunmasaydı, Allahu teâlâ'nın rahmeti öğrenilmez ve merhamet hakkında hiç bir fikir edinilemezdi.

İnsanlardaki merhamet sıfatı, Allah'ın Rahmet sıfatına benzer mi? Hayır asla benzemez. Allah'ın hiç bir sıfatının benzeri yoktur. O bütün sıfatlarda tektir, eşsizdir, insanlarda­ki merhamet, Allahu teâlâ'nın merhametini bildiren bir iz, bir nişandır. Bir şeyin izi ve nişanı o şeyin ne benzeridir, ne de ondan bir parçadır. Yalnız ona delâlet eden bir gölge veya bir akisdir. Asıl merhamet, Allah'ın merhametidir. Yâni merha­met kelimesinin hakîkî ma'nâsı, Allahu teâlâ ile kâim bulu­nan ma'nâdır. insanlara merhametli denmesi hakikat ma'nâsıyle değil, mecaz ma'nâsı i'tibâriyledir. (Medlulün is­mini dâlle ıtlak kabilinden.) Şu halde Allahu teâlâ'daki mer­hametle insanlardaki merhamet arasındaki münâsebet yalnız kelime benzerliğinden ibarettir. [569]

 

Bu Noktanın Ezâhı:
 

İnsanların hayâtı, kudreti, bilgisi mahdut olduğu gibi merhametleri de mahduttur. Merhametli insanları bir sıraya koymak ve her birinin mevkiini, derecesini tâyin etmek müm­kün olsaydı, bunun için elimizde bulunması lâzım gelen ölçü ne olabilirdi? Şüphesiz bu hasletin kuvveti ve şumûlü... Ha­yırseverlikte en yüksek duygu sahibi, hayır yapmakta en ge­niş kudret sahibi hangisi ise, en ileride bulunacak ve herkesin hattâ haslet ortaklarının bile takdir ve hürmetlerini üstüne toplayacak olan da o olacaktır. Şimdi bu en merhametli farzettiğimiz zâtın merhametini tahlil edelim: -Acaba bu adam ne yapmıştır?

Bir çok hayır müesseseleri meydana getirmiş, hastahâneler, çeşmeler, yollar, köprüler, mektepler... Bir çok kimsesiz çocukları himayesine almış, onları yurda yarar birer mütehas­sıs yetiştirmiş... Bir çok felâketzedelere yardım etmiş, serma­yesizlere sermâye, evsizlere  ev, işsizlere iş bulmuş...

Peki, acaba bunlar ne kadar, bir memleketi doldurur mu dersiniz?

İşin hakikati şudur ki: bu faaliyeti ne kadar geniş kabul edersek edelim, sayısı rakamlara sığmayan yaratılmışlar üze­rinde, tâ ezelden sonu gelmeyen müddetler boyunca tecellî edip duran Allah'ın merhameti karşısında dâima sönük kala­caktır. Sonra insanlar, yaptıkları iyilikten mutlaka kendileri­ne âit bir menfaat ve meselâ ad yapmak, şan ve şöhret kazan­mak veya sevap ve mükâfat dilemek gibi bir hedef, bir gaye gözetir. Dünyâca, âhiretçe her halde bir karşılık beklerler. Çünkü noksanlıkları, ihtiyaç ve aczleri böyle icap ettirmekte­dir. Bu ise cömertlik değil bir çeşit muvazaadır. Hakikî cö­mertlik, minnetsiz, garazsız ve ivazsız olarak yapılan iyiliktir. Buna da insanlar muktedir değildir.

Allahu teâlâ kemâl-i zâtı ile kâmil bulunduğu için, zâtına âit beklediği her hangi bir şey, bir kemâl yoktur. Binaenaleyh O'nun cûd-ü rahmetinin her hangi bir kemâlin istihsâli için olması imkânsızdır. Her türlü ivaz ve garazdan münezzehtir. Mutlak ve hakîkî merhamet edici ancak O'dur. Daha doğrusu merhametli dediğimiz şahısların kendilerini yaradan O olduğu gibi, ellerindeki ni'metleri yaradan da O'dur. O ni'metlerden muhtaçlara vermek üzere gönüllerinde arzu uyandıran da yine O'dur. Bütün bunları sahibine verdikten sonra ortada kalan şey, yalnız hayır sahiplerinin irâdesi, yâni hayrı yapmağa vic­danlarında karar vermiş bulunmalarıdır. Fakat bu da yine Al­lah'ın verdiği serbestliğin bir neticesidir. Şu kadar ki, onlar Allah'ın verdiği bu serbestliği kötüye kullanmayıp iyi niyete sarfetmişlerdir. Mükâfata istihkakları da işte bu yüzdendir. [570]

 

Merhametli İnsanların Yapması Gereken Şeyler:
 

1- Dâima Allâhu teâlâ'ya şükretmeli ki, kendilerini, bu meziyete lâyık görmüştür.

2- Hayırlı işlerde kullanıldığından dolayı kat'iyyen onurlanmamalıdır. Çünkü o imkânı veren ve bu meziyeti yaratan Allah'tır. Eğreti bir vasıfla onurlanmak, olgun insanların ka­bul edeceği bir şey değildir.

3- Kendine bahşedilen bu meziyetten Allah'ın kullarını elinden geldiği kadar faydalandırmağa çalışmalı ve bu uğurda zahmet ve meşakkat görse bile tahammül etmeli ve bunu ya­parken yüreğindeki dileği yalnız Allah'ın rızâsı olmalıdır. O zaman bu uğurdaki çalışmaları bir ibâdet olur da Allah'tan mükâfatını görür, kazancı yalnız dünyâ'da eline geçenden iba­ret kalmaz.

4- Yaptığı iyiliği, iyilik ettiği insanların başına kakma­malı; çünkü bu hal iyiliğin sevabını öldüren çirkin bir iştir. Halbuki Allahu teâlâ eğer başkalarının yardımına muhtaç in­sanlar yaratmasaydı, servet sahipleri, ellerindeki servetleri ile Allah'a yarar bir iş yapmağa fırsat bulamazlardı. Şu halde aramızda bir takım aceze ve fukaranın bulunması da bir nî'mettir. Onlar ücretsiz emanetçidir, kendilerine burada veri­lir, âhirette fazlasıyle alınır. [571]

 

Îyilîk Görenlerin Yapması Gereken Şey­ler:
 

1- Onların yüzünden faydalandıkça kendilerine teşekkür etmeli ve her zaman onları iyilikle anmalı. Çünkü Allah iyi­lik bilenleri sever, nankörlük edenleri sevmez.

2- Yüzünden iyilik gördüm diye onları mabut derecesine çıkarıp da kendilerine tapmamalı, her iyiliğin, her yardımın Allah'tan geldiğini ve mahlûkatın bu hususta nihayet birer vâsıta, birer âlet olduğunu bilerek, asıl iyiliği yaratanla ona vâsıta olanları güzelce ayırt etmeli ve her birinin şanına lâyık bir suretle sevgi ve saygı göstermelidir. [572]

 

Er-Rahmân, Er-Rahîm İsm-i Şerifinin Zevkini Duyanlar:
 

Bu zevki duyan gönüllere yeis ve ümitsizlik giremez. Ne kadar darlık ve ıstırap içine düşerse düşsün, Allâhu teâlâ'nın mutlaka onu selâmete çıkaracağına emindir. Çünkü suret-i kat'iyede bilir ki, O merhametlilerin merhametlisi, kerimle­rin ekremidir. İnsanlar arasında intihar faciasının ümitsizlik­ten, bunun da çok defa Rahman ve Rahîm sıfatlarının sahibi bulunan Allahu teâlâ'ya imansızlıktan ileri geldiğine şüphe yoktur. [573]

[527] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 122.

[528] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 32.

[529] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları:  33-34.

[530] Ahzab, 33/43

[531] Mü’min: 40/7

[532] Yûsuf: 12/57

[533] Nahl: 16/41

[534] İsrâ, 17/21

[535] Arâf, 7/156

[536] Arâf: 7/56

[537] En'âm: 6/147

[538] Tevbe: 9/128

[539] Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 439, Taberi Tefsiri, VII, 273

[540] Enfâl: 8/63

[541] Zuhruf: 43/67

[542] Kehf: 18/109

[543] 'Lokman: 31/27

[544] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 122-130.

[545] Bakara: 2/37.

[546] Tevbe: 9/104.

[547] Hucurat: 49/12

[548] Rûm: 30/5)

[549] Yasin: 36/5

[550] Duhan: 44/42

[551] Secde. 32/6

[552] Yûsuf: 12/107

[553] Yûsuf: 12/98

[554] Hicr: 15/49

[555] Kasas, 28/16

[556] Zümer: 39/53

[557] Şûra: 42/5

[558] Ahkâf, 46/8

[559] Sebe: 34/2

[560] Haşr: 59/10

[561] Hûd. 11/90

[562] Yasin: 36/5S  

[563] Tür, 52/28

[564] Nisa: 4/29

[565] İsrâ: 17/66

[566] Ahzab:33/43

[567] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 130-139.

[568] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları:  34-35.

[569] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları:  35.

[570] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 35-37.

[571] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 37-38.

[572] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 38.

[573] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 38-39.

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Haber detay

Reklam

Haber detay

Anket