Muhammed İkbâl ve İslam Birliği
Haber detay

Ben; Talan Olmuş Gül Bahçesinin Bülbülüyüm

“Allah bizi kaybetmiş; (Bizim aramayışımıza rağmen) O, bizi aramakta” diyen “Mekke Sakisi”nin elinden hakikat şerbetini içen, son yüzyılın en büyük İslam şairi Muhammed İkbâl, harabiyetin en koyu zamanlarında (20. yüzyıl) yaşamasına rağmen dipdiri ve hayat dolu fikirlerle ümmete hayat dolu sözler sarf etmiş ve Hindistan’ı İngiliz sömürüsünden kurtarmış ilk birkaç kişiden biri. Canlı fikirleri ve hayat dolu sözleri tesirsiz kalmamış biri olarak sanırım bize de verecekleri var diye düşünüyoruz.  Talan olmuş gül bahçesi yani İslam yurdunun güzel bülbülünü onun sözleriyle ve rahmetle anıyoruz.

“İslam birliğinin üstündeki perde kalkıverince sağlam din de zafer kapısı da görünüverir.” Bulutlar aralarındaki mesafelerle parçalı duruşlarıyla yağmur yağdıramazlar; birleşince, siyaha ve hüzne bürününce rahmeti boşaltırlar semadan.

Zerreler halindeki tanecikler tohuma barınak olamaz, zerreler birleşince, aralarında sulh oluşunca turab yani toprak meydana gelince tohumlar taşınılır, yeşerecek ortam oluşur. Sağlam din, mensuplarını parça buçuk, bırakmaz. Sağlam din bir mıknatıstır ki kendinden olan tüm akrabalarını çeker de çeker. Zafer kapısı için yürekler de bedenler de bir olmalıdır ve beraber atmalıdır. Hem kalbi ayrıkların bedenleri birleşmiş olsa da hangi savaşta galip geldikleri görülmüştür?

“Sen bu cihanda avare ve biçaresin. Birliğini kaybedip yüzlerce parçaya bölünmüşsün.” Allah aşkına azaları kopartılmış bir beden, başsız ve kalpsiz bir vücudun azalarının tek başına iyi çalışması neyi ifade edebilir ve ne getirebilir? İyi bir parça olmakla övünen bir topluluk ve cemiyet, beden ve ruh vatanına dönmedikçe ne kadar iyi olmuştur?

“Kendini bilmeyen, yani cevherlere malik olduğunun farkında olmayan bir kavim için Cenâb-ı Hak’tan kudretli bir hayat temenni ettim… Derin uykunun üzerine bir mahşer boşaltıyorum.” Ve haşir meydanını dünyaya İslam halkalarını birleştirerek taşıyorum. Tıpkı hacıların Arafat’ta buluştukları gibidir bu.

Birleşmek kudretli bir hayat içindir. Hatta kudretli bir ahiret içindir de. Çünkü ahiret asıl mahşerle yani birleşmekle başlar yeniden ve Makam-ı Mahmud’un eteklerinde meydana gelir. “Ey Kuran’ın hikmeti kendisine emanet edilen insan! Kaybettiğin birliğini tekrar ele geçir.”

“Bizim cevherimiz mekândan münezzehtir. Onun sert şarabı, bir kadehe bağlı değildir. Hintli, Çinli bizim kadehimizin çamurudur. Rum ve Şam diyarı sakinleri ise uzviyetimizin hamurudur. Kalbimiz; ne Hint, ne Rum ne de Şamlıdır. Onun vatanı İslam vatanıdır.”

“Emperyalizmin takdirleri nedir? Bölmek! Aldatış tedbiri sayesinde muhkemlik aramak.” Onun gücü senin güçsüzlüğünden kaynaklanır. Onun darbelerinin tesiri, kütüğün çatlaklarının bereketidir. O kudretini senin acziyetinden almıştır. Muhkemliği senin azalarının ayrıklığıdır. Onun kudretini, gönül ve beden uzlaşmasıyla sallayabilir ve yıkabilirsin.

Hem “Biz çemen evladıyız; aynı ormanda yetişmişiz. Renk ve koku ayırmak bize haramdır. Zira bizi aynı ilkbahar yetiştirmiştir.” Tabiatımız, bin bir renk ve tadın bileşmesinden meydana gelmiştir. Milliyetçilik yapan ya bizi tanımaz, ya tadımızı bilmez ya da ahmaklık hastalığına ve küfür tuzaklarına saplanmıştır. Bizim sazımız tek telli olamaz. Müziğimizin ahengi; tellerimizin fazlalığı ve şiddetimizin ayrıklığındandır.

Sen “su ve çamur bağından kurtulamadığın için ben Rumîyim, Afganlıyım diyorsun. Ben ise her şeyden önce her türlü renkten sıyrılmış bir insanım. Ondan sonra Hintli ve Turanlıyım.” Gözümüz Diyarbekirli olsa da nurumuz ümmetin tüm niyetlerinin ve nazarlarının birer şulesidir. “İklime(renkliliğin kaynağı), ve ceddine bağlı olan insanın, ‘lem yelid ve lem yûled’den haberi yoktur.”

Mekke’nin hakikat şarabını içiren “Mekke sakisi” bize bu fikirleri aşılamıştır: Onun hak şarabından içmeyenler “Beka Şarabı”nın tadını bilmediklerinden hakikat sarhoşluğunu tatmadıklarından ırkçı olurlar, mezhep misyoneri ya da târiklerin holiganı kesilirler.

“Sen de biliyorsun ki müminin çöküşü yoksulluktan ileri gelmiyor.”

Zenginliği malda, dünya metaında aramasından ve hakikate karşı duyarsızlaşmasından ileri geliyor. Aklı ve kalbi bir nebze hakka teslim olsa da gözleri, el ve ayakları teslimiyetten uzaktır ve gönlü harama âşık olmuştur, aklı ise düşmanlarının verdiği oyuncaklardadır. Ümitsizlik hastalığı ise yaşayan bir cesede çevirmiştir onu.

“Bu günkü çağ senin ölüm meleğindir. Çünkü sana geçim derdi vererek canını almıştır.”

Hayvanlığa bir dönüş yaptırmıştır. Ruhu aç bırakmış, aslana ot vermiş, danaya et vermiştir. Yani ruhu madde, para, kadın ve şehvetle beslemeye çalışmıştır. Sen artık hakikatsiz bir iş ve aş makinesi kesilmişsindir. Düğmen sana iş ve aş veren patronundadır. Eve gelişin yatmak ve sabah tekrar işe dönmek üstüne kurulmuştur. İşi ve aşı veren senden huzuru ve hakkı koparmış, sana sanal ve sahte bir cennet bağışlamıştır. Dünyevi bir hane için ahiretten ve onun altın çatılı saraylarından seni yoksun bırakmıştır. Ruhuna, hürriyetine ve canına karşılık sana tatlı, nefsi ve şehevi bir kölelik bağışlamıştır. “Eski kadim putları, binlerce defa süsleyip karşımıza çıkarmış ve temeli sağlam olan Harem’den (Mekke) bizi koparmıştır.” “Ey renge ve şekle esir olan, bundan temizlen. Kendine iman et. Freng’i (Batı’yı) inkar et.”

“Yazık o kavme ki, ruhunda hayat, heyecan ve kudreti yoktur; hayatı derin ve yüksek ilhamlardan mahrumdur. Biri secdeye kapanmış, biri kıyamda; işleri ve güçleri imansızların hali gibi düzensiz.” Dinleri mamur, kendileri mahrumdur. Kitapları muhkem ama kendileri çürüktür. Tezatlar cem olmuştur onlarda. Sorun yumağıdır onların içleri ve dışları. Tabipleri (Muallimler, âlimler) ise bizzat kendileri hastalık kaynağı kesilmiştir. Tuz bozulmuş, hastane kokuşmuş ve hayat damarlarına tembellik narkozu bağlanmıştır. İlahi! Kahrolmamak elde değil. Ve  “Beni öyle bir ülkede yetiştirdin ki o ülkenin insanları köleliğe razıdır.”

“Ya Rab,  bu temiz kalpli kulun İkbâl, nereye gitsin bilmem! İslam âleminde dervişlik de devlet idaresi de sahtekârdadır hepten.” “Artık ne İran’da ne Türkistan’da kaldı onlar; kayserleri ve kisraları yok eden derviş kullar?”

“Ya Rab!

 Müslümanlara öyle zinde bir arzu ver ki, yüreği yansın ve ruhu çırpınsın.” Allah hayat suyuyla imdada yetişsin, söndürsün,  galibiyet ve izzet bağışlasın.  Hem Meryem’e verdiği gibi “Hesapsız rızklar” versin. Şu uzun süren kışları kardelenler ile yırtsın ve mahşeri baharlar boşaltsın, tabiat coşsun, sancağımızın yeşili kâinatı kuşatsın, âlemleri hoş kokular salsın ve adalet nehri sularını tüm mazlum ve mustazafların üstüne boşalsın.

“Allah’ım! Tekrar uyandır göğüslerdeki azim ve iradeleri. Tekrar kılıç keskinliği ver Müslümanların basiretine ve bakışına!” 

Ey Rehber! Şehadetin tohumlarını serptin bu çorak topraklara, Şeyh Said’ten beri bu topraklar böyle büyük kurbanlara hasretti. Seninle, senin arkadaşlarınla bu topraklara rahmet boşaldı; yer çatlayıp filizler yeşerdi, boy atıp gönüller ferahlattı. Derken İslam düşmanları kahroldu, hasudlar şeytan çarpmışa döndü. Ama bütün bunlar, Hak ile batıl arasındaki sadmenin bir tecilliyatıydı. Rabbe şükür ağaçlarımız kök saldı, dalları göğe doğru yükseldi ve cennet, meyvelerini kesintisiz vermeye başladı. Artık rüzgârlar değil kasırgalar da esse, Rabbimin inayetiyle ağaçlarımız, şecere-i Tayyibelerimiz sarsılmayacak ve muhkemliğini koruyacaktır.

Ey Aziz Rehber! İlk günki gibi yüreklerimiz feveran etmeye devam etmektedir. Tahassürümüz ve özlemlerimiz sımsıcaklığını ve taptazeliğini muhafaza etmektedir. Salât ve selam bütün İslam şehidlerinin aziz ruhları üzerine olsun...

Selhaddin Çelik inzar

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Haber detay

Reklam

Haber detay

Anket