Hz. Davud (A.S.)'ın Teşbih Ve Zikri-Namaz Ve Orucu

Hz. Davud (A.S.)'ın Teşbih Ve Zikri-Namaz Ve Orucu

Cenab-ı Hak, nezdinden bir lütuf olarak, dağların ve kuşla­rın Hz. Dâvud (a.s.) ile birlikte teşbihte bulunmasını emretmişti. Bu mucize sayesinde Hz. Dâvud (a.s.}, kendisiyle beraber teşbih ve zikirde bulunan dağların ve kuşların seslerini duyabiliyordu. İbn Kesir'in söylediğine göre, Hz. Dâvud (a.s.) güzel sesiyle Ze­bur'u okurken, onu dinleyen kuşlar, havada onun etrafında top­lanır, ona uyarak onunla birlikte teşbih ederlerdi. Bu esnada, dağlar da bu teşbihi yansıtır, onun nağmeleri gibi nağmeler çı­karırdı.[35] Onun sesi, orta ve kalın gür bir sesti. Nitekim, bu tür seslere, ona nisbetle "Dâvûdî ses" denilmiştir. Ona verilen bu . nimet, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle dile getirilmektedir:

"Şüphesiz ki biz, Davud'a nezdimizden bir üstünlük verdik. 'Ey dağlar ve kuşlar! Dâvud teşbih ettikçe siz de onun teşbihini tekrarlayın.' dedik. Onun için demiri yumuşattık. [36]

Rasülullah (s.a.v.) de, Kur'ân-ı Kerim tilâvetini beğendiği arkadaşlarından Ebu Musa el-Eş'arî'ye hitap ederken şöyle de­miştir:

"Ey Ebu Musa! Sana, Âl-i Davud'un mezamirinden bir miz-mâr verilmiştir.[37]

Bir başka hadisinde de şöyle buyurmuştur: "Davud'a kıraat kolaylaştırılmıştır. O, bineğinin hazırlanma­sını emreder ve daha bineği hazırlanmadan Zebur'u okurdu. Ayrı­ca o, sadece kendi el emeğini yerdi "[38]

Hz. Dâvud (a.s.), bedenen oldukça güçlü olup, son derece sabırlı ve şükrü dilinden düşürmeyen bir peygamberdi. O, çok çalışır, çok ibadet eder ve çok gözyaşı dökerdi. Bir gün oruç tu­tar bir gün iftar ederdi. Gecenin yarısını ibadetle geçirirdi. Dar­lıkta ve bollukta, gizli ve aşikar hallerde hep Allah'a iltica ederdi. Allah'a çok yönelen bu yüce peygamber, diğer nebiler gibi müş­riklerin kötülüklerine mâruz kalmış, bu kötülüklere karşı sabretme hususunda da bayraklaşmıştı. Nitekim Cenab-ı Hak, Mek­ke müşriklerinin kötülükleriyle yüz yüze olan Sevgili Peygambe­rimiz (s.a.v.)'i teselli için onu da örnek göstermiştir:

"Ey Muhammed! Kâfirlerin söylediklerine sabret; güçlü ku­lumuz Davud'u hatırla. O, işlerinde daima Allah'a yönelirdi. Biz, dağlan onun emrine vermiştik, akşam sabah onunla beraber teşbih ederlerdi. Kuşları da toplu halde onun buyruğu altına ver­miştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve teşbihte bulunurlardı.[39]

Rasülullah (s.a.v.)'e, ashabından Abdullah b. Amr'ın, haf­tanın bütün günlerinde oruç tuttuğu, gecelerini de namazla ge-. çirdiği söylenmişti. Ona bu şekilde ibâdete gücünün yetmeyece­ğini hatırlattı ve bâzı günler oruç tutup bâzı günler tutmamasını, gecenin bir kısmında uyuyup bir kısmında ibâdet etmesini, ayrı­ca ayda üç gün oruç tutmasını tavsiye etti. Abdullah'ın bunu az bulduğunu ve bundan daha fazlasına güç yetirebileceğini söyle­mesi üzerine, bu defa bir gün oruç tutup iki gün tutmamasını tavsiye etti. Abdullah'ın bundan fazlasına da tahammül edebile­ceğini bildirmesi üzerine, ona en hayırlı dediği Hz. Dâvud orucu­nu tavsiye ederek şöyle dedi:

"öyle ise, bir gün oruç tut, bir gün iftar et! İşte bu, Dâvud o-rucudur. Bundan daha faziletli oruç yoktur.[40]

Peygamberimiz, bir başka hadisinde de şöyle buyurmuştur:

"Allah Teâlâ'ya en sevimli oruç, Dâvud orucudur. O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi Allah'a en sevimli namaz da, Dâ­vud namazı idi O, her gecenin yarısında uyur, üçte birinde namaz kılardı. Altıda birinde yine uyurdu. Düşmanla karşılaştığında se­bat eder asla kaçmazdı.[41]

Bu hadisten anlaşıldığına göre, Hz. Dâvud (a.s.), geceyi al­tıya ayırır, bunun ilk üç parçasında uyurdu. Dördüncü ve beşin­ci parçalara rastlayan ve süre olarak gecenin üçte birine tekabül eden zamanda kalkar, bu müddeti ibâdetle geçirirdi. Gecenin ge­ri kalan son altıda birinde tekrar istirahata çekilir ve fecrin doguşuna kadar yine uyurdu. Gecenin dördüncü ve beşinci parça­larını ibâdete ayırması, bu vaktin icabet saati olmasmdandı.