İlim, İman, Cesaret: Hz. Ali Radıyallahu Anh  (1)

Hayber, sağlam ve güçlü bir kaleydi.

İlim, İman, Cesaret: Hz. Ali Radıyallahu Anh  (1)
İlim, İman, Cesaret: Hz. Ali Radıyallahu Anh  (1)

Medine’den sürülen Yahudilerin bir kısmı da oraya yerleştiği için biraz daha güçlenmişti.

Müslümanlar kaleyi kuşatma altına almışlar; ancak bir türlü ilerleyemiyorlardı.

Hücumlar püskürtülüyor, bu durum Müslümanların canını sıkıyordu.

Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam şöyle buyurdu:

"Yarın sancağı öyle bir yiğide vereceğim ki, Allah ve Rasulü onu sever, o da Allah'ı ve Rasulünü sever. O, Hayber'i fethetmedikçe, geri dönmeyecektir. O, Hayber'i zorla alacaktır. Allah, fethi onun eli ile gerçekleştirecektir.”

Herkes bu “yiğidin kimliğini” merak etti.

Ertesi gün sabah vakti ashab, Allah Rasulü’nün karşısında dizildi.

Allah onlardan razı olsun, seçkin sahabenin tümü Aziz Peygamberin övdüğü kimse olma ümidiyle bekledi.

Ebubekir, Ömer, Sa’d, Zubeyr gibileri sancağın kendisine verilmesini ümit etti; ama Efendimiz aleyhissalatu vesselam “Ali nerededir?” diye sordu. Gözlerinin ağrıdığını o yüzden gelemediğini söylediler.

Efendimiz, Hz. Ali’nin getirilmesini ferman buyurdu.

Sahabeden Seleme b. Ekva, Hz. Ali’yi elinden tutarak Efendimiz’in yanına getirdi.

Alemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Aziz Peygamber mübarek elini Hz. Ali’nin Hayber’in tozundan dolayı rahatsızlanmış olan gözlerine sürdü ve Allah’a, şifa vermesi için dua etti.

Allah şifa verdi ve Hz. Ali, sancağı alıp Hayber fethedilinceye kadar çarpıştı.

O, Allah ve Rasulü’nü seviyordu; Allah ve Rasulü de onu seviyordu.

O, Hayber fatihi, o ‘Allah’ın Arslanı’ydı.

O, iman, kararlılık, ilim ve fedakârlıktı.

O, Hz. Ali idi.

EBU TALİB’İN OĞLU

Peygamber aleyhissalatu vesselamın annesi Amine Hatun vefat edince ona dedesi Abdulmuttalib sahip çıkmış; ama o da kısa süre sonra vefat etmişti.

Vefat etmeden önce sevgili torununa hangi amcasının yanında kalmak istediğini sormuş, Efendimiz aleyhissalatu vesselam da maddi durumu çok iyi olmasa da şefkatinden ve güzel ahlakından dolayı amcası Ebu Talib’i seçmişti.

Aziz Peygamber, sekiz yaşından itibaren Ebu Talib’in evinde büyüdü.

Ebu Talib’in eşi Fatıma binti Esed de yetim Muhammed’e yetimliğini hissettirmemek için elinden geleni yaptı. Efendimiz ona hep “Annem” diye hitap etti. Medine döneminde vefat ettiğinde Aziz Peygamber şöyle buyurdu: “İşte şimdi annem vefat etti.”

İşte Hz. Ali, Ebu Talib ve Fatıma binti Esed’in oğluydu. Hicretten 23 sene önce Mekke’de doğdu.

Hz. Ali’deki vefanın, merhametin, sevgi ve bağlılığın nereden geldiğini bilmeyenlerin ailesine, doğduğu eve ve büyüdüğü eve bakması gerekmektedir.

PEYGAMBER EVİNDE

Efendimiz’in amcası Ebu Talib, Mekke’de sözü geçen kişilerden biriydi; ama maddi durumu çok düşüktü. Peygamberimiz ve amcalarından Abbas, Ebu Talib’e yardımcı olmak istediler. Ebu Talib’in geçim yükünü hafifletmek için Hz. Abbas, Cafer'i, Hz. Peygamber de Ali'yi himayelerine aldılar.

Böylece Hz. Ali, 5-6 yaşlarından itibaren Peygamber’in evinde büyüdü. O kutlu evde merhameti, doğruluğu, vefayı işledi yüreğine.

Vahyin ilk anlarına tanıklık etti.

Rasulullah, Ebu Talib’in evinde, Ebu Talib’in oğlu da Rasulullah’ın evinde büyüdü.

Bir gün Aziz Peygamber aleyhissalatu vesselam ile muhterem eşi Hatice Annemizin namaz kıldıklarını görünce, merak etti ve sordu: "Nedir bu?"

Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Bu namazdır. Bu Allah’ın seçtiği ve tüm peygamberlere gönderdiği dinidir. Ben seni bir olan Allah'a iman etmeye, O’na ibadet etmeye, ne zarar ne de faydası olan Lat ve Uzza’yı inkar etmeye davet ediyorum.”

Ebu Talib’in oğlu şaşkındı. Henüz kimseye açılmamış bir davet ile karşı karşıyaydı. "Ben, bu dini bugüne kadar hiç işitmedim!” dedi. “Ben, babama söylemeden, ona danışmadan bir şey yapmak istemiyorum."

Rabbimiz daha davetin aleni yapılması için emir vermemişti. Zamansız çıkışlar, kontrolsüz tepkilere sebep olabilirdi.

Aziz Peygamber, “açık davet” için daha zaman gelmediğini biliyordu. Uygun bir dille bunu Hz. Ali’ye anlattı:

"Ey Ali! Sana söylediğimi yaparsan yap! Yapmayacak, şimdilik Müslüman olmayacaksan, sana söylediğim bu işi gizli tut, açığa vurma!"

Hz. Ali, bunu kabul etti ve o gece bekledi. Yaşı küçüktü; ama Allah’ın lütuf ve inayetiyle “büyük” düşünmeyi başarıyordu. Temiz fıtratı, vahyin evinde aldığı terbiye, Peygamber’e olan sevgisi onu İslam’a yaklaştırdı.

Sabah olunca, Efendimiz’in yanına geldi Hz. Ali ve daveti kabul ettiğini söyledi.

Rivayetlere göre Müslüman olmayı kabul ettiğini söylediğinde, on yaşında idi Hz. Ali.

EN YAKINLARINI UYAR!

Vahyin nuru, Peygamber evindeki gönülleri aydınlattıktan sonra davet görevi daha belirgin bir şekilde kendini göstermeye başladı.

Allah’tan inzar (uyarı) görevi geldi ve Peygamber buna uymalıydı.

Hz. Ali’yi çağırdı ve şöyle buyurdu:

“Ey Ali! Allah bana en yakınlarımı uyarmam konusunda emretti. “Sen önce en yakınlarını (aşiretini) uyar” (Şuara/214) Bu ağır bir iş ve biliyorum ki, hoşuma gitmeyen bir şeyle karşılaşacağım. O yüzden bir süre sustum. Sonra Cebrail gelip bunu yapmam konusunda beni uyardı.

Ey Ali! Bize yemek hazırlat ve yanına süt koy. Ardından da Abdulmuttalib oğullarını benim için çağır. Onlarla konuşayım ve bana emredileni yerine getireyim.”

Hz. Ali, denilenleri yaptı.

Peygamberin davetine iştirak edenlerin sayısı kırk kişi kadardı.

Peygamberin amcaları Ebu Talib, Hamza, Abbas, Ebu Leheb de gelenler arasındaydı.

Yemeğe oturdular ve yediler.

Rasulullah aleyhissalatu vesselam, söze başlamak istediğinde Ebu Leheb, bir şeyler söyleyip buna engel olmaya çalıştı. Peygamber’e davetinden vazgeçmesini, aksi takdirde kendisine sahip çıkmayacaklarını söyledi.

Bunun üzerine toplananlar dağılıp gittiler.

Rasulullah üzüldü, kalbi kırıldı. Akrabalarının iyiliğini istiyor, onların cehennem azabıyla karşılaşmaması için çaba harcıyordu; ama onlar inat edip ayak diriyor ve Peygamber’i küçümsüyorlardı.

Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam sustu ve bir süre konuşmadı.

Bir süre sonra yine Hz. Ali’yi çağırdı.

“Ey Ali!” diye buyurdu. “Cebrail gelip Allah’ın emrini yerine getirmemi istedi. Sen yine yemek hazırla ve akrabalarımı çağır!”

Hz. Ali denilenleri yaptı.

Bu kez yemek yendikten sonra Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam şöyle buyurdu:

“Hamd, Allah'a mahsustur. Şüphesiz bilir ve bildiririm ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. O, birdir, O'nun eşi, benzeri yoktur!

Herhalde, otlak aramaya gönderilen kimse, gelip de ailesine yalan söylemez.

Vallahi, ben size karşı yalan söylemem ve sizi aldatmam!

Sizi Kendisine davet ettiğim Allah öyle bir Allah'tır ki, O'ndan başka hiçbir ilah yoktur!

Vallahi, sizler, uyur gibi öleceksiniz! Uykudan uyanır gibi de, dirilecek ve bütün yaptıklarınızdan hesaba çekileceksiniz!

İyiliklerinizin mükâfatını görecek, kötülüklerinizin de cezasını çekeceksiniz!

Bunların sonucu ya Cennete, ya da Cehenneme girmektir!

Ey Abdulmuttalib oğulları! Vallahi, benim size getirdiğim, dünya ve âhiretiniz için hayırlı olan şeyden daha üstününü ve hayırlısını kavmine getirmiş birini bilmiyorum!

Ben, sizi, dile kolay; ama Mîzan'da ağır gelen iki kelimeye davet ediyorum ki, o da: Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığına ve benim de Allah'ın kulu ve Rasulü olduğuma şehadet etmenizdir.

Yüce Allah, sizi buna davet etmemi bana emir buyurdu.

Ey Abdulmuttalib oğulları! Ben, özel olarak size, genel olarak da bütün insanlara peygamber gönderildim!

Üzerinde bulunduğum şeyde bana yardımcı ve kardeşim olmayı, Cennet kazanmayı hanginiz kabul eder?”

Kimse cevap vermeyince oradakilerin yaşça en küçüğü olan Hz. Ali ayağa kalktı ve “Ben seninle beraberim” dedi.

Allah Rasulü de elini Hz. Ali’nin eli üzerine koydu ve şöyle buyurdu:

“İçinizden bu, benim kardeşim ve vekilimdir.”

Yaşı küçüktü Hz. Ali’nin; ama yüreği büyük ve zihni berraktı.

Peygamberi doğruladı, ona destek oldu ve tüm akrabaları arasında hak ve batıl karşısında Hakkın tarafını seçti.

HAK YOLUN KILAVUZU

Davet yayılıp müşriklerin zulüm sistemleri sarsılınca iman ehli için sıkıntılı günler başladı.

Özellikle sahipsiz müminler işkencelere uğratıldı, şehid edilenler oldu.

Aziz Peygamber aleyhissalatu vesselam, iman eden saadet ehline kılavuz olup onları cehennem azabından kurtarma gayretiyle çabalarını artırdı.

Hz. Ali, bu süreçte Peygamber Efendimiz’i adım adım takip etti ve kendisine verilen görevleri yerine getirdi.

O verilen her işi en güzel şekilde yerine getiren (Muhsin) biriydi.

Kimi zaman “Hak yolun kılavuzu” Aziz Peygamber’i takip ederken o da hakkı arayanlara kılavuzluk etme şerefine nail oldu.

İslam’ı duyan ve bu duyduğu konusunda daha sıhhatli bilgiler elde etmek isteyen Ebuzer-i Gıffari’nin öyküsü bu konuda iyi bilgiler veriyor.

Kervanların yolunu kesen, eşkıyalık yapan Gıfar kabilesinin acar genci Ebuzer, İslam peygamberi ile karşılaşmak ve onunla konuşmak için Mekke’ye gelir; ama Mekke’nin havası çok gergindir. Peygamber’in dostları eziyet ve hakaretlerle karşılaşmakta, bir kısmı imanını gizlemektedir. Bu arada Peygamber Efendimiz’in kaldığı Erkam bin Ebi’l Erkam’ın evi de gizli tutulmaktadır.

Ebuzer’i dinleyelim:

“Azığımı hazırlayıp Mekke’ye gittim. Rasulullah'ı şahsen tanımıyor, başkasından sormayı da uygun bulmuyordum. Mescid-i Haram'da kalıyor ve Zemzem suyundan içiyordum.

O sırada, yanıma Ali b. Ebi Talib uğradı ve yanımdayken mırıldandı:

“Şu adam herhalde gariptir” dedi. Ona: “Evet, garibim” dedim. Bana: “Öyle ise, kalk, benimle birlikte bizim eve gidelim.” dedi.

Onunla birlikte gittim.

Ne o bana bir şey sordu, ne de ben ona bir şey haber verdim.

Sabaha çıkınca, Rasulullah'ı sormak için, kuşluk vakti Mescid-i Haram'a gittim; fakat hiç kimse onun hakkında bana bir haber vermedi.

Yine, Ali bana uğradı. “Bu adam için, daha yerini öğrenmek zamanı gelmedi mi?” dedi. Ben, “Hayır!” dedim. Ali, “Öyle ise, gel, benimle birlikte bizim eve gidelim” dedi.

Evlerine varınca, bana, “Senin işin nedir? Sen bu şehre ne için geldin?” diye sordu.

Ben çekiniyordum. Ona, “Gizli tutacağına ve bana yardımcı ve kılavuz olacağına söz verirsen sana haber veririm” dedim. Ali bunu kabul edince ona Rasulullah hakkında duyduklarımı, bir şeyler öğrensin diye kardeşimi gönderdiğimi; ancak bunun beni tatmin etmediğini, Rasulullah’ı görmek için geldiğimi söyledim.

Bunun üzerine, Ali bana şöyle dedi:

“Sen, geldiğin için isabet ettin, davranışınla da akıllılık ettin. Evet, bu zat Allah'ın Rasulüdür.

Sabahlayınca seni ona götüreceğim. Yolda beni takip et. Senin için korkulacak bir şey görürsem ayakkabımı düzeltiyormuş gibi duvara doğru yönelir dururum. Sen, durup beni bekleme, git! Ben geçip gidersem, sen arkamdan gel ve benim girdiğim yere sen de gir!”

Onun kılavuzluğunda Peygamberin huzuruna girdim ve iman ettim.”

Seçkin sahabi Ebuzer radıyallahu anh’ın Hz. Ali ile dostluğu, vefatına kadar devam etti.

M.Said Çimen  _inzar