İSLÂM YARGI HUKUKUNUN ESASLARI

İSLÂM YARGI HUKUKUNUN ESASLARI

33. İSLÂM YARGI HUKUKUNUN ESASLARI. 1

Bu Hadisin Önemi: 1

Beyyinenin Türleri: 1

Davacının Delili Davalının Delilinden Önce Gelir: 2

Yemin Île Birlikte Şahidin Şehadeti İle Hüküm Vermek: 3

Davalının Yemin Etmemesi: 3

Davalının Yemini: 4

Hakim'in Mükâfatı 4

Hüküm'de Haksızlık Büyük Günahlardandır: 5

 

 

33. İSLÂM YARGI HUKUKUNUN ESASLARI

 

İbn Abbâs (r.a.) dan Rasulullah (s.a) buyurdu ki: "Eğer insanlara iddiaları üzerine {iddia ettikleri şeyler) verilecek olursa, birtakım kimseler başka kim­selerin mallan ve kanlan üzerinde hak iddia edeceklerdir. Fakat beyyine (getirmek) davacıya, yemin de inkâr edene düşer.[1]

Bu Hadisin Önemi:

 

İbn Dakiki'1-îd der ki: Bu hadis ahkâmın esaslarından bir esas ve anlaş­mazlık ve davalaşma hususunda başvurulacak en büyük bir mercidir.[2]

Nevevi der ki: "Bu hadis-i şerif Şeriat ahkâmı kaidelerinden büyük bir kaidedir.[3]

Bu hadis-i şerif insanlar arasında hüküm vermenin esaslarını ortaya jkoymaktadır. Ta ki, haklan korunabilsin, ırzlar muhafaza olunabilsin, adalet uygulanabilsin ve her hak sahibi de hakkını alabilsin. [4]

Beyyinenin Türleri:

 

Beyyineden kasıt, şahidliktir. Çünkü şahidlik hakkı açıklığa kavuşturur. Ayrıca şahidlik davacının (müddai) doğruluğuna delildir. Çünkü şahidlik, da­vacının iddia ettiği hususta (şahidin) hazır bulunmasına ve onu gözle gör­mesine dayanır. Bunun da birkaç çeşidi vardır:

1- Zinada şahidlik: Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Kadınlarınızdan fuhşu işleyenlere karşı içinizden dört şahid getirin...'Ven-Msa, 4/ısj Bir başka, yerde de şöyle buyurmaktadır: "Muhsan kadınlara iftira edip sonradan dört şahid getirmeseler, o kimselere seksener değnekAvurun.'7en-Nur, 24/4) Buna göre zina şahidliğinde dört erek şahidin bulunması şarttır. Kadınların şahid-liği kabul olunmaz.

2- Fukaha tarafından hudud diye adlandırılan Öldürme, hırsızlık, içki ve iftira hakkında da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Aranızdan adaletli iki kişiyi şahid tutunuz."tet-Taiûk. 65/2) Bunlar için iki erkeğin şahidüği kaçınılmaz­dır. Bu hususta kadınların şahidliği kabul olunmaz. Kimi fukahâ, nikâh ve talâka dair şahidliği hadler gibi kabul edip değerlendirmiştir ve bunlar için de iki şahidin kaçınılmaz olduğu görüşündedir.

3- Satış, borç, icâre ve buna benzer mali haklar ile ilgili olarak da Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Erkeklerinizden de iki şahid tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, o halde razı olacağınız şahidlerden bir erkekle iki kadın...'Vej-Ba kara, 2/282) Buna göre mali haklara dair davacının mutlaka ya iki erkek şahid, ya da bir erkek şahid ile iki kadın şahid getirmesi gerekmektedir.

4- Süt emmek, doğum, bakirelik ve benzeri hususlardan olup, erkekle­rin muttali olmadığı haller hakkında kadınların şahidliği, erkek olmaksızın-tek başlarına kalsalar dahi, kabul edilir. Kimi zaman da tek bir kadının şa­hidliği dahi kabul edilir.

Ukbe b. el-Hâris'ten, dedi ki: Ben bir kadın ile evlendim. Bize siyah bir kadın gelip: İkinize süt emzirmiştim, deyince Rasulullah (s.a)'ın yanına gidip şöyle dedim: Ben filanın kızı filan kadın ile evlendim. Siyah bir kadın bize gelerek dedi ki: Ben size süt emzirmiş idim, ancak bu kadın yalan söylüyor. Rasulullah (S.A.S.) ondan yüz çevirdi. (Ukbe der ki). Bu sefer önümden git­ti O'na: O kadın yalan söylüyor, dedim. Rasulullah (S.A.S.) şöyle buyurdu: "Bu kadın ikinizi emzirdiğini iddia ettikten sonra, sen artık onunla nasıl ka­lacaksın, onu bırak.[5]

Bunun üzerine Ukbe o kadından ayrıldı ve ondan bir başkasıyla evlendi. Hadiste konumuza delil teşkil edecek taraf, bu hususa yalnızca bir kadının şahidlik etmiş olduğudur.

Beyyine davacının delilidir. Rasulullah (S.A.S.) şöyle buyurmaktadır: "Beyyine (getirmek) davacıya düşer."

Müslim'in naklettiği rivayette ise Rasulullah (S.A.S.) davacıya: "İki şahi­dini getir." diye buyurmuştur. Buna göre davacı beyyine getirecek olursa, o sa-yede iddia ettiği şeye hak kazanır.

Beyyine getirme yükümlülüğünün davacıya ait oluşumdaki hikmet de şu­dur: Davacı açıklığa kavuşturulması gereken gizli bir husus hakkında dava­da bulunmaktadır. Beyyine ise bunu açıklığa kavuşturmak için güçlü bir de­lil teşkil etmektedir. [6]

Davacının Delili Davalının Delilinden Önce Gelir:

 

 Meselenin hakime sunulmasından sonra o davalıya sorar, eğer kendisi­ne nisbet edilen şeyi itiraf edecek olursa, hakim aleyhine hüküm verir. Çünkü itiraf (ikrar), itirafçıyı bağlayan bir delildir. Şayet davalı kendisine nisbet edilen hususu kabul etmeyecek olursa, bu sefer hakim davacıdan beyyine getirmesini ister. Eğer beyyine getirecek olursa, hakim onun lehi­ne hüküm verir ve artık bundan sonra davalının inkâr etmesine yahut da

yeminlerine itibar etmez. Şayet davacı beyyine getirmekten acze düşüp hasmından yemin etmesini isteyecek olursa, bu sefer hakim davalıya yemin ettirir. Yemin ederse artık o ibra olur ve meseleleri de sona ermiş olur.

Rasulullah (s.a) da davacıya: "Peki beyyinen var mı?" diye sorunca da­vacının: "Hayır, demesi üzerine Rasulullah {s.a): "O halde senin yemin (et­tirmek) hakkın vardır." der.[7]

Hadis-i şerif, davacının getireceği delilin davalının delilinden öncelikli ol­duğunun delilidir. [8]

Yemin Île Birlikte Şahidin Şehadeti İle Hüküm Vermek:

 

Şayet davacı tek bir şahid getirmek suretiyle beyyineyi tamamlayama-yacak olursa ve dava da ancak iki şahidin şehadeti ile sabit olan bir dava ise, acaba bir şahidin yerine de bir yemin kabul olunur mu? Bu durumda hakim davacının lehine bir şahid ve bir yemine dayanarak hüküm verebilir mi? İbn Abbâs (r.a.)'dan, dedi ki: Rasulullah (s.a) bir yemin ve bir şahidin şahidliği ile hüküm vermiştir.[9] Bu, Mâlikilerin, Şâfiilerin, Hanbelilerin, İshâk'ın, Ebu Sevr'in -hadler ve kısaslar müstesna- kabul ettiği görüştür.

Hakim durumdan şüphelenecek olursa, şahidlere de, -beyyine getirmiş olsa dahi- davacıya da yemin ettirebilir. İbn Receb*el-Hanbeli der ki: İmam Ahmed'e bu mesele hakkında soru sorulmuş O da şu cevabı vermiştir: Ali (r.a) böyle bir uygulama yapmıştır. Soruyu soran ona: Peki, böyle bir şey uygun mudur? diye sorunca, O da: Ali (r.a) bunu yapmıştır, diye cevap verdi.[10]

Nitekim İbn Ebi Leylâ, İbnu'l-Kayyım ve Kurtuba kadısı Muhammed b. Beşir de bu görüştedirler.[11]

İbn Receb de şöyle demektedir: Yolculukta vasiyete dair şahidlerin yap tıkları şahidlikten yana şüpheye düşülecek olursa, şahidlere yemin ettirile­ceğine dair Kur'ân-ı Kerim'de Yüce Alah'ın şu buyruğu delil teşkil etmekte­dir: "Ey iman edenler, sizden birinize ölüm gelip çattığında vasiyet vaktinde aranızda ya içinizden adalet sahibi iki kişiyi şahid tutun yahut yeryüzünde yolculukta iken Ölüm size gelip çattığında sizden olmayan diğer iki kişiyi şa­hid tutun. Bu iki kişi hakkında şüpheye düşersiniz., ve Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz, o takdirde muhakkak günahkârlardan oluruz, diye Allah adına yemin ederler."(Ei-Mûtde. snoe) Bu âyet-i kerime ile amel selefin cumhu­runa göre nesholmamıştır.[12]

Davalının Yemin Etmemesi:

 

Eğer davalı hakimin istemesine rağmen yemin etmeyecek olursa, onun bu yemin etmeyişi davacının iddiasını itiraf ve kabul etmesi gibi değerlendi­rilir. Çünkü davalı davayı inkâr etmekte doğru sözlü olsaydı, yapması gere­ken yemini yapmaktan geri durmazdı. Akıl ve din sahibi dosdoğru bir müs-lüman ise, yerine getirilmesi gereken bir hususu ifa etmekten uzak durmaz. Böyle bir nükûlun (yemin etmeyişin) geçerli kabul edileceği haklar ile kabul edilmeyeceği haklar hususunda birtakım görüş ayrılıkları ile birlikte, Hanefi-lerle Hanbelilerin kabul ettikleri görüş budur. [13]

Davalının Yemini:

 

Eğer davacı beyyine getirmeyecek olursa, yemin davalının delilidir. Böyle bir durumda davalı yemin ettiği takdirde davacının davasından ibra olur. Rasulullah (S.A.S.) de şöyle buyurmuştur: "Yemin ise davalıya düşer." (Müslim'in rivayetinde ise: "... yahut onun yemini" şeklindedir.) Yeminin da­valı tarafından yapılması gereğindeki hikmete gelince; yemin beyyineden daha az güçlüdür. Çünkü o, (yemin etmesi istenen davalı) gizli bir hususu iddia etmemektedir. Bunun yerine onun dayanağı, zimmetin başkasının haklarından beri (uzak) olması şeklindeki aslî hükme dayanmaktadır.

Yeminin davalıya yöneltilmesi gerekmesi halinde (hakim) bütün davalı­lara yemin ettirir ve bu hususta davalılar arasında herhangi bir ayırım söz-konusu değildir. Ahmed, Şafii ve Ebu Hanife'nin benimsediği görüş budur. Bu husustaki delilleri ise davalıya yemin ettirmeye dair varid olmuş hadisle­rin genel ifadeleridir. Hakim davalıya yalnızca Allah adına yemin ettirir. Bundan başkasıyla yemin ettirmesi helal olmaz. Nitekim Rasulullah (s.a) şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz Allah babalarınız adına yemin etmenizi size yasak kılar. Kimsemin edecek olursa ya Allah adına yemin etsin ya da sussun.[14]

Hakim'in yemin etmekle yükümlü olana öğüt vermesi ve yalan yeminin cezalarından sakındırması, ona Yüce Allah'ın: "Muhakkak Allah'ın ahdini {az bir bedele) satanlar. ."(An imr&n, 3/77) buyruğunu, Rasulullah (S.A.S.)in de: "Her kim müslüman bir kimsenin malını bu vesile ile kesip almak kasdıyla yalan yere (sabr)[15] yemini ile yemin edecek olursa, Allah'ın huzuruna o, kendisine gazab etmiş olarak çıkar.[16]

Rasulullah (S.A.S.)'ın: "Yemin de (davayı) inkâr edene düşer." buyruğu­na gelince, bu buyruk mutlak olarak her zaman geçerli olmaz. Bundan şu hususlar istisna edilir:

1- üânda iddia sahibi olan koca da yemin eder.

2- Aynı şekilde bir kimse ilâ süresi içerisinde hanımı ile ilişki kurduğunu iddia edecek olursa, yine yemin etmekle yükümlüdür.

3-  Namazı terkeden bir kimse evde namaz kıldım, diyecek olsa yemin ettirilir.

4- Kasâme halinde yemin söz konusudur. Çünkü yeminler bu durumda levs ile birlikte davacının yükümlülüğüdür.[17]

Hakim'in Mükâfatı

 

Hakim'in hak ve adaleti araştırmak hususunda bütün gayretini ve çaba­sını ortaya koyması gerekir. Şayet verdiği hükmünde hakkı isabet ettirirse, iki ecri vardır. Amr b. el-As (r.a)'dan, o Rasululîah (s.a)'ı şöyle buyururken dinlemiş: "Hakim hüküm verip ictihad edecek olur da hakkı isabet ettirirse, onun için iki ecir vardır. Eğer hüküm verirken ictihad ettikten sonra hakkı isabet ettiremezse, onun için bir ecir vardır.[18]

Hüküm'de Haksızlık Büyük Günahlardandır:

 

Kendisini hakimliğe takdim eden kişinin helâl, haram ve hakimlik me­seleleri hakkında yeterli bilgi sahibi olması gerekir. Diğer taraftan ona her­hangi bir mesele getirildiği taktirde, Şeriat'm kaynaklarına başvurması uy­gundur. Cahil bir kimsenin kendisini hakimlik meydanına atması helâl de­ğildir. Çünkü böyle bir durumda o, insanların haklarının zayi olmasına, hakh herhangi bir sebep ve gerekçe olmaksızın kanlarının heder olmasına sebep teşkil edebilir.

Aynı şekilde hakimin, verdiği hükümde Allah'ın gözetimi altında olduğu­nu bilmesi, hak ve adalet ile hükmetmesi de icabeder. Çünkü böyle bir ko­numda zulüm Cehennem'e varmayı gerektiren büyük günahlardandır. Ra­sulullah (S.A.S.) şöyle buyurmuştur: "Hakimler üç çeşittir, iki çeşidi ateşte­dir, bir çeşidi de Cennet'tedir. Bir kişi eğer hakkı bilip de onun gereğince hüküm verecek olursa o Cennet'tedir. Bir kimse eğer bilgisizce insanlar arasında hüküm verecek olursa o da ateştedir. Bir kimse hakkı bilmekle bir­likte verdiği hükümde haksızlık yaparsa o da ateştedir.[19]

 

 

 

[1] Nevevi der ki: Bu hasen bir hadistir, Beyhakİ ve başkaları bunu bu şekilde rivayet et­mişlerdir. Bir bölümü de Buhâri ile Müslim'de yer almaktadır. Bu hadisi Müslim şu lafızlarla rivayet etmiştir: "Eğer insanlara iddialan sebebiyle (iddia ettikleri şeyler) verilecek olursa, bir­takım kimseler birtakım kimselerin kan ve mallarını iddia edeceklerdir. Şu kadar var ki, ye­min müddea aleyhe (davalıya) düşer." Müslim Şerhi, IV, 300. Buhâri de bu hadisi şu lafızla rivayet etmektedir: "... o takdirde birtakım kimselerin kanları ve mallan (heder olur) gider." (Buhari, 167)

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 337.

[2] el-Vâfi fi Şerhi'l-Erbain, 242

[3] Aynı yer.

[4] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 338.

[5] Buhâri, VI, 126, (Nihâh 23}

[6] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 338-339.

[7] Müslim Şerhi, I, 344

[8] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 339-340.

[9] Müslim Şerhi, IV, 301

[10] Câmiu'l-Ulumi ve'l-Hiketn, 299

[11] Fıkhu's-Sünne, III, 460

[12] Câmiu'l-Ulumi ue'l-Hikem, 299

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 340.

[13] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları:341.

[14] Buhâri, VII, 98, (Edeb 74); Müslim Şerhi, IV, 186

[15] Sabr yemini: Kişinin yemin etmesi için mecbur tutulması, bunun için alıkonulması ve bunun sonunda da yeminin gerektirdiği hükmün kendisi sebebiyle terettüb ettiği yemin­dir. el-Vâfi fi Şerhi'l-Erbainde böyle tanıtılmaktadır.

[16] Buhâri, V, 166; Tefsir, 3. sure 3. bab; Müslim Şerhi, I, 343

[17] Kasâme hadisinde Levs sözkonusu edilmektedir. Levs ise tek bir kişinin, maktulün ölümünden önce "Filân kişi beni öldürdü" şeklindeki ikrarına şahidlik etmesi yahut da iki şa­hidin katil ile maktul arasında düşmanlığın bulunduğuna yahut da katilin maktulü tehdit etti­ğine veya buna benzer şeylere iki şahidin şehadet etmesidir. Levs kelimesi pisliğin yapışması anlamındadır. Lisdnu'i-Arab'da (IV, 185) böyle açıklanmaktadır.

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 341-342.

[18] Buhâri, VIII, 157 (İ'tisâm 21); Müslim Şerhi, IV, 310

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 342-343.

[19] Sahih bir hadistir, bk. el-Elbâni, Sahihul-Cûmi, 4322; el-İrvâ, 2603

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 343.