İSLAM'DA AİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİ - 2

Geçen sayımızda ailenin önemini ayet ve hadisler ışığında anlatmaya çalışmıştık. Ayrıca çocuklarımızın iyi yetişmesi için anne ve babaya düşen sorumluluklardan, ne yapmaları gerektiğinden bahsetmeye başlamıştık. Bu sayımızda da; dünyada yaşadığı müddetçe hayırlı amellerde bulunan ve ahirette de mutluluğa kavuşacak sağlıklı bir evladın yetiştirilmesi için başta kendimize sonra da anne ve babalara bazı tavsiyelerimiz olacaktır. Bu tavsiyeleri soyut olmaktan ziyade elden geldikçe uzmanların tespit ve görüşlerini de esas alarak sıralamaya çalışacağız inşallah.

İSLAM'DA AİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİ - 2
İSLAM'DA AİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİ - 2

Öncelikle şunu unutmayalım: Çocuklarımızın eğitiminde takip edeceğimiz usul çok önemlidir. Çocuklarımıza kendi dinimizin esaslarına, yozlaşmamış örf ve adetlerimize göre terbiye vermek durumundayız. Çocuğumuza vereceğimiz terbiyede mutlaka onu bu esaslara göre yoğurmalıyız. Öyle ki çocuk hem rabbinin en büyük terbiyeci olduğunu anlasın ve buna göre önce kendisine, sonra ailesine ve sonra da toplumuna faydalı bir insan olsun. Çocuğun, Rabbimizin kendisinden memnun olduğu bir evlat olabilmesi, küçükken aldığı eğitime bağlıdır. Bu eğitim, bazen bir ihtiyaçtan kaynaklanır, bazen de sizin iyi bir evlat yetiştirmek için çareler aramanız şeklinde olur. Örneğin çocuğunuzun çok kıskanç olduğunu görürsünüz onu bu huyundan vazgeçirmek için bazı çarelere başvurursunuz. Ya da siz çocuğunuzun paylaşımcı biri olmasını istersiniz, buna göre ona yol gösterirsiniz. Şimdi çocuklarımızda olan veya olması muhtemel kimi istenmeyen davranışlar ve bunların tedavi yollarından bahsetmeye çalışalım:

* Yalan: Çocuğumuz çeşitli sebeplerden dolayı yalan atabilir. Bizce çocuğun yalan atmasına karşı göstereceğimiz tepkinin nasıllığından ziyade, çocuğun niçin bu yola tevessül ettiği önemlidir. Bu bir genel kaidedir: Sebep olan gerçek fail gibidir. Çocuk hangi sebeplerden dolayı yalan atar? Sıralayalım:

1-Yalan söylemekle beraber çocuğu nelerin beklediğinin çocuğa iyi bir eğitimle anlatılmamış olması… İyi bir eğitim derken kesinlikle yalan ile hile ile insanların hiçbir zaman mutlu olmadıklarını, Kur’an-ı Kerim’de, hadis-i şeriflerde yalanın kötülüğü ile ilgili zikredilen kıssaları çocuğun seviyesine göre anlatmak… Bu kişilerin hep zarar ettikleri, öncelikle Allah nezdinde büyük bir hesaba çekilecekleri, sonra da doğal olarak toplumda böylesi davranışların yol açtığı kötülüklerin somutlaştırılarak anlatılması… muhtemel çözüm yollarıdır.

2-İyi bir eğitim verilmişse bile eğiticinin bu konuda zafiyet gösterip çocuğa kötü örnek olması… Çünkü çocuk anlatılandan ziyade gördüklerine göre hükmedecektir. Anlatım ile yaşam arasında tenakuz olduğunu gören çocuk kendisine anlatılan şeylerin doğruluğundan bile bir müddet sonra şüphe duymaya başlar, daha ileri aşaması ise kendisine anlatılan şeylere karşı antipati duymaya başlaması kaçınılmaz olacaktır.

3-Eğitimci iyi olmuşsa bile çocuğun karşılaştığı dışsal etkileşimlere karşı ilgisiz kalınması, bu konuda gereken hassasiyetin gösterilmemesi, çocuğun kiminle oturup kalktığını gözlememek dolayısıyla da çabanın dışsal unsurlardan dolayı akamete uğraması…

4-Eğitim verilmemekle beraber çocuğun korkudan yalana yönelmesi…”Yapmazsam babam beni döver, annem beni cezalandırır” korkusuyla çocuk kendisince ustaca yollara başvurabilir…

5-Çocuğun yaptığı güzelliklere karşı arada bir de olsa taltif edilmemesi dolayısıyla da çocuğun böyle bir hak ediş elde etmesi için yalana başvurması… Çok fazlaca olmaması koşuluyla çocuğun iyi davranışları ödüllendirilmeli ki çocuk bu mantıkla iyiliklerin karşılıksız kalmadığının şuurunda olmalı… Allah Resulü aleyhissalatu vesselamın insanların güzel amellerde bulunması halinde rivayet ettiği terğibe yönelik hadis-i şerifleri hepinizin malumudur.

Bu ve buna benzer sebeplerden dolayı çocuğumuz yalana başvurabilir. Önce niçin bu yalana başvurduğunu iyi tespit etmeli sonra da çözüm yollarını aramalıyız. Unutmamalıyız ki biz bir insan yetiştiriyoruz. Duyguları, düşünceleri, aklı olan bir canlıdır o. Bir minik fidanı bile yetiştirirken ona ilgi gösterilmemesi, suyunun verilmemesi, belli aralıklarla güneşe çıkarılmaması o fidanı çürütmeye sebeptir. Kimi çiçeklerin sahibinden ayrıldığı için solduğunu duymayanımız yoktur herhalde.

Allah Resulü aleyhissalatu vesselam: “Çocuklarınıza asil muamelesi yapınız” diye buyururken, herhalde asil olmaktan kastın ne olduğunu anlamakta zorluk çekmeyiz. Yani öyle bir davranın ki çocuğunuz, Allah’a ve Resulüne iman ettiği için, Müslümanlara karşı merhametli ve mütevazi  davrandığı için, dünya mal-şöhretine aldırış etmeyip şahsiyetini ezdirmediği için, insanlarla ilişkilerinde dürüstlüğü ve güzel ahlakı esas aldığı için, Rabbinin kendisinden istediği hayırlı amelleri yaptığı için asil olduğunu idrak etsin. O zaman işte o çocuk gelecekte toplumlara meşale olacak bir ahlaka sahip olacak demektir. O halde çocuğunuzu bir yetişkin gibi karşınıza alın ve onunla rahatça tabii olarak sohbet edin, ona değer verildiğini, konuştuğunda sözünün dinlenildiğini, verdiği çözümlere karşı olabilirliliğini göz önünde bulundurup  dediğini yapmaya çalışmanın çocukta nasıl bir değişiklik meydana getirdiğini görmeniz işten bile olmayacak.

Çocuklarımızın uymaları gereken esaslar hususunda salt korku tabusunu kaldıralım. Kontrolümüzde olmak koşuluyla yaptıkları davranışlarını gönül rızası ile yapmaya çalışmalarına yardımcı olalım. Öyle farz edin ki hepimiz birer camide din görevlisiyiz. Camiye gelen çocuklara nasıl ilgi gösterip onları kırmadan, onların gönlünü kazanıp onlara nasihatlerde bulunuyor ve bunun somut neticelerini alıyorsak kendi çocuklarımızı da davete muhatap birileri olarak kabul edelim ve onlara öylece davranalım. Hepimiz göreceğiz ki çocuklarımız emrimize musahhar muti birer salih evlat olmuşlardır.

*Kıskançlık: Aslında kıskançlık sadece çocuklarda değil büyüklerde de olan bir haslettir. Ancak çocuğun kıskançlığı da çocukçadır. Kıskançlık suçu, sadece bu vasfa sahip kişinin değildir. Buna sebebiyet veren anne ve babanın da kendini sorgulaması gerekir. Burada akla şöyle bir soru gelebilir: Hz.Yakub (as)’un çocuklarının Hz.Yusuf (as)’u kıskanmaları ve onun başına malum kötülüğü getirmelerinde; Hz.Yakub’un Hz.Yusuf’u daha fazla sevmesi, ya da sevmede ölçülü olmaması mı sebep olmuştur? Hepiniz bilirsiniz Hz.Yusuf sevecenliği, cana yakınlığı ile, itaati ile babası Yakub’un gönlüne taht kurmuştu. Doğal olarak da Hz.Yusuf’u daha fazla seviyordu denebilir. Ama bu sevginin adaletsizce olduğunu söylemek doğru olmaz. Çünkü bir Allah Peygamberinden böyle bir şey beklenmez. O halde diyebiliriz ki Hz.Yusuf’un sevgisi farklı bir sevgi idi. Tıpkı bir insanın babasına olan sevgisi ile kardeşine olan sevgisinin farklı oluşu gibi bir çocuğa karşı gösterilen sevgi ile diğer çocuğa gösterilen sevginin farklı oluşunun doğallığı gibi…

Bir çocuğa gösterilen yoğun ilginin diğerine gösterilmemesi anne ve babanın yanlış bir davranışıdır. Çocuğun kıskanç olması tek suçlu olduğu anlamı taşımaz. Anne-baba buna nasıl çözüm bulacak. Bunun eğitim ve davranışla alakalı iki çözümü vardır: Eğitim kısmında, anne baba yeri geldikçe tarihte vuku bulan kıskançlık hadiseleri anlatarak onun yol açtığı tahribatları gözlerinin önüne sermelidir. Mesela tarihte en meşhur olan kıskançlık hadisesi; Habil ile Kabil arasında geçen hadise ile İsrailoğullarının kendilerinin dışındaki herkese karşı hasud oldukları anlatılır. Tabii olarak onların toplumdan dışlanışları, hep yalnız kaldıkları, mutsuz oldukları sıkmadan. Böylece hem çocuğa ilim verilir, hem de çocuğun ileride kendisine, sorunlar karşısında çözüm olarak hep İslami öğretileri esas almasının yolu öğretilir.

Davranış kısmında ise; şüphesiz çocuklarımızı hep aynı ölçüde sevmemiz mümkün olmaz. Ancak bu kalpte kalmalıdır. Yani davranış haline gelince orda eşitliğe önem vermeliyiz. Sürekli bir çocuğun kucakta tutulması, babanın sürekli birini alıp gezintiye çıkarması, giysi alımında ölçülü olmaması çocuklara menfi yönde etki eden davranışlardır. Yani akıldan çıkarılmamalıdır ki, çocuk o yaşında duyduklarından ziyade gördüklerine göre hüküm verir. O halde anne babalar sürekli çocuklarının bakışlarının onların üzerinde olduğunu unutmamalıdır. Öyle çocuklar tanıyoruz ki; anne babasının kendisine farklı muamele yaptığını hissetmesi üzerine kafalarını yere vurur, ya da çok sevdiği annesinden ayrı düştüğü için hastalanıp yataklara düşer. Bu örnekler bu konuda ne kadar hassas davranılması gerektiğini gösterir. Mutlaka sizler de bununla ilgili canlı örneklere rastlamışsınızdır. Şimdi siz de bu konuda kendinizi sorgulayın. Çocuğunuzun neye karşı nasıl bir kıskançlık belirtisi gösterdiğini anlamaya çalışın.

Peki anne-baba çocuklarına karşı yukarıdaki önlemleri almasına rağmen hâlâ bir çözüm alamamışsa ne yapmalıdır? Bizce bu konuda, bir çocuğa gösterilecek ilgi ve alakayı o anki ortamın ayarlamasını yaparak dengelemeye çalışmak çözümdür. Hakikatte baba iki çocuğu için de canını, malını vermeye hazırdır. Ama gel gör ki davranışında bunu dengeleyemiyor. O halde iki çocuğa da “Babam beni çok seviyor” düşüncesini kazandırmalıyız. Onun için babanın ikisiyle de tek tek ve ayrı ayrı ilgilenebilecek şekilde bir programı olmalıdır. İmkanları el veriyorsa bir yere gittiğinde her gidişte ayrı birini götürmek, bu arada onunla özel ilgilenmek, onlara vereceği Kur’an veya diğer eğitim dersini ayrı vermek… çözüm yollarından bazılarıdır.

Çocukların kıskançlığı sadece kendi kardeşlerine karşı değil, bazen kendi annelerine karşı dahi olabilmektedir. Yani çocuk annesine bağlı olarak büyümüşse babasını annesine karşı yaptığı davranışlarından dolayı kıskanabilmektedir. Bunun da çözümü anne ve babanın çocuklarının yanında birbirlerine karşı gösterecekleri davranışlarda çocuğun bu hassasiyetini göz önünde bulundurmalarıdır.

Netice olarak çocuklarımıza vereceğimiz eğitimin temelinde Allah ve Resulünün istediği şekilde davranışımız esas ölçü olmalıdır. Bu ölçülerin ne olduğunu bilmenin yolu da araştırmak, öğrenmekten geçer. Ancak salt bilgi edinmek için değil, “hayatıma nasıl tatbik edebilirim” diye o heyecanı yaşamaya çalışmak önemlidir.

Ya Rabb! Bizi ve ehlimizi cehennemin azabından uzaklaştıracak bir yaşamı bize nasip eyle (amin velhamdulillahi rabbil alemin)

(Abdusselam Tekin)