Sünnet-i Seniyye’ye İttiba

Geçmişi, Hz. Peygamber’in (sav) dönemine kadar dayanan sünneti inkar etme ve onu Kur’an-ı Kerim’den ayırma çabaları, günümüzde İslam düşmanlarının da destek ve çabalarıyla yayılmaya çalışılmaktadır.

Sünnet-i Seniyye’ye İttiba
Sünnet-i Seniyye’ye İttiba

İlk kez Hz. Resulullah (sav) döneminde bazı cahil bedevilerin; “Biz, Allah’ın kitabından başka delil tanımayız” demeleri üzerine filizlenmiş ve Hz. Resulullah (sav): “İçinizden hiçbirinin sedirine (koltuğuna) yaslanmış bir vaziyette iken, kendisine benim emir ve nehylerimden biri ulaştığında, “başkasını bilmem, biz Allah’ın kitabında gördüğümüze uyarız” dediğini sakın görmeyeyim” buyurmuştur. (İmam Şafii ErRisale Kahire 1979 S: 89 2.Baskı)

Daha sonra bütünüyle olmazsa bile hariciler arasında bu düşüncenin yaygınlık kazandığını görüyoruz. Nitekim ibni Teymiye, onlar hakkında: “Onların mezhebinin temeli, Kur’anı yüceltmek ve ona uymaya çağırmaktı. Fakat sünnetten ve cemaatten uzaklaştılar. Onlar, recm, hırsızlık, nisab gibi konularda Kur’an-ı Kerim’e aykırı olduğu gerekçesiyle sünnete uymayı doğru bulmuyorlardı.” demiştir. Belli bir tarihi seyirden sonra topyekün sünneti inkar hareketinin ilk kez batılı oryantalistler tarafından Müslümanlara empoze edildiği görülmektedir. Hatta Avusturya asıllı İngiliz Dr. Alois Sprenger (öl. 1803) sömürgeleştirdikleri Hindistan’daki Delhi’de kurulan İslami İlimler Fakültesinin dekanlığına getirilmiştir.

İlk kez hadislere toptan uydurma damgasını vuran şahıs budur. (Mehmet Görmez Sünnet ve Hadisin anlaşılmasında Metedoloji Sorunu S:85)

Konumuz sünneti inkar hareketinin tarihi değildir. Ancak çıkış noktaları önemlidir. Günümüzdeki haliyle sünneti inkar hareketinin oryantalistler tarafından ortaya atılması ve Müslümanlara empoze edilmeye çalışılması, belki de çoğu gerçeğin ortaya çıkmasına yeterlidir.

Gerçekten de sünneti İslam’dan ayırabilselerdi veya ayırabilseler, müslümanların İslam’dan uzaklaştırılmalarında büyük bir başarı kazanmış olacakları kuşkusuzdur. Nitekim Üstad Bediüzzaman, sünnetten arındırılmış İslam’ı kabuğundan soyulmuş meyveye benzetmiştir. Kabuğundan soyulmuş meyve, ilk etapta insana cazip ve çekici gelebilir. Ancak kendisini muhafaza etmesi imkansız, kısa sürede bozulması kaçınılmazdır.

Sünneti inkar eden bu insanların bir özelliği de sünnet ile hadisi özdeş tutup sünnete yönelik saldırılarını hadis üzerinden yapmalarıdır. Oysa Hz. Resulullah’ın (sav) misyonu çok daha kapsayıcı ve şümullüdür. Bu yüzden de sünnetin ne olduğu iyi bilinmelidir.

1-Sünnetin Tanımı ve Fonksiyonu:
a) Tanımı:
Kelime anlamı olarak takip edilen yol, adet ve gidişat, tabiat, kanun, yaratılış, huy, şekil, çığır, model, prensip, hüküm anlamlarına gelir. (Hadis Dersleri. Beşir İslamoğlu S: 16)

İslami ıstılahta ise Sünnet; “Hz. Resulullah’dan (sav) sadır olan söz, fiil ve takrir” şeklinde tarif edilmiştir. Şatıbi ise güzel bir tanımla “Sünnet, Kur’an-ı Kerim’in beyanıdır,” demiştir.

Hz. Aişe (r.anha), Peygamber Efendimizi “O’nun ahlakı Kur’an idi”  diye tanımlamıştır. Gerçekten de O, yürüyen Kur’an’dır ve Kur’an’ın pratiğidir. İslam dini salt bir nazariye ve teoriden ibaret değildir. Kur’an-ı Kerim’in ete kemiğe bürünmüş hali, Hz. Resulullah (sav) ve sünnetidir. Ayeti Kerimede: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, o halde bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafur’dur, Rahim’dir. (Al-i İmran 31) Ayette geçen “fettebiuni” sözcüğünün bu bağlamdaki anlamı genel bir itaat değil, izleme, peşinden gitme, takip etmedir. “Allah’ın peşinden gitmek” ya da “Allah’ı izlemek” mümkün değildir. Çünkü insan ve Allah, mahiyet açısından farklıdırlar. Biri yaratılan, diğeri yaratandır. İşte bu nedenle, ayette Hz. Resulullah’a (sav): “Allah’ı seviyorsanız, beni izleyin” demesi emredilmektedir. Çünkü O, yolcu olan, yolda yürüyen ve iz bırakan bir insandır. Kendisini izleyecek olanlarla aynı düzlemi paylaşmakta, aynı dünyada yaşamaktadır. İşte sünnetini bıraktığı bu izler oluşturmaktadır.

b) Kur’an’ın Peygamber Tanımı:
Peygamber Efendimizi tanımanın ve makamının fonksiyonlarını ve görevlerini öğrenmenin en güvenilir yolu, Kur’an-ı Kerim’e müracaat etmektir. İşte Kur’an-ı Kerim’in tanıttığı Peygamber:

Beşer insan olması:
“Kendilerine hidayet rehberi geldiği zaman insanları iman etmekten alıkoyan şey, ancak şöyle demeleri olmuştur. “Allah bir insanı mı peygamber gönderdi?” De ki: “Eğer yeryüzünde yerleşmiş kimseler olarak gezip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten melek bir peygamber gönderirdik.” (İsra: 94-95)

Burada “Beşer-insan” olmak vahyin gerçekleşmesinin bir ön şartı olarak zikredilmiştir. Aslında vahiy başka şekillerde de, örneğin bir melek vasıtasıyla da gönderilebilirdi. Ancak o zaman örneklik olmazdı. Bir insan gönderilmiş ki, örnek alınabilsin. Peygamber Efendimizin beşer oluşuna başka ayetlerde de atıf vardır.

Nebi-Resul olması:
Birçok ayette Peygamber Efendimizin Nebi ve Resullüğüne atıf vardır. Nebi, haberin öne çıktığı bir terim; Resul, habercinin öne çıktığı bir terimdir. Fıkıhçıların geneline göre, nebi kendisinden önceki şeriata bağlı olarak gelen, fakat Resul, bağımsız bir şeriatla gönderilen peygamberdir. Peygamberliği ile ilgili olarak ayrıca Hatemünnebi ve Nebiyyül Ümmi deyimleri de kullanılmaktadır.

“Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat O, Allah’ın Resulü ve bütün peygamberlerin sonuncusudur. Allah ise her şeyi hakkıyla bilendir.” (33/40)

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Resulullah’a (sav) özgü olarak iki yerde ve birbiri ardınca (7/157-158) ennebiyül Ümmi deyimi kullanılmıştır. Ümmi, okuryazar olmayan peygamber anlamındadır.

Hayranlık Verici Bir Ahlak:
“Ve elbette Sen, kesintisiz bir ödülün sahibisin. Çünkü Sen muhteşem bir ahlak üzeresin.” (68/3-4)

Burada Hz. Aişe’nin (r.anha) “O’nun ahlakı Kur’an’dı” sözünü tekrar hatırlıyoruz. O’nun ahlakı Kur’an’dı. Çünkü Kur’an O’nun ahlakını inşa etmişti. O’nu bizzat Allah-u Teala terbiye edip sonra da kelamında övmüştü ki örneklik teşkil etsin.

Alemlere Rahmet Olması:
“Biz seni başka bir amaçla değil, sadece ve sadece bütün alemlere rahmet olarak gönderdik.” (21/107)

Güzel Bir Örnek Olması:
“Doğrusu Allah’ı ve Ahiret gününü kaygı edinen ve sürekli Allah’ı zikreden kimseler için, Allah’ın Resulünde güzel bir örneklik vardır.” (33/21)

Örnekliğin tam olarak gerçekleştirilebilmesi için, tüm söz ve davranışlarının ilahi kontrolde olması ve kimi söz ve fiillerinde zelle söz konusu olsa bile bunların Allah Teala tarafından düzeltilmesi gerekir. Aksi taktirde örneklik olmaz. Nitekim aynen böyle olmuş ve bazen ilahi ikaza ve düzeltmeye uğramıştır. (Nisa: 105, En’am: 35-52, Tevbe: 43, Enfal:67, Yunus: 94, İsra: 74, Ahzab: 2, 37, Abese: 1-10) bunun dışında hevasından konuşmadığı da vahiy ile sabittir. (Necm: 3-4)

İlahi Mesajı Eksiksiz Tebliğ Etme:
“Onlar, eğer yüz çevirip uzaklaşırlarsa, iyi bil ki, biz seni onlara bekçi olasın diye göndermedik. Görevin sadece tebliğ etmekten ibarettir.”  (42/48)

İlahi Mesajı Açıklama (Beyan):
“Ve biz sana, insanlara baştan beri indirile gelen mesajı beyan etmen ve onların da üzerinde düşünüp öğüt almaları için bu uyarıcı hitabı indirdik. (16/44) Burada Efendimize Kur’an’ı insanlara tebliğ edip açıklama görevi verilmiş. Bu görevi kendi içtihadı ile değil, Allahu Teala’dan aldığı da açıkça gözüküyor. Açıklamayı da ancak aldığı ek ve ilave bilgilerle yapacaktır.

Uyarıcı, Müjdeleyici:
“Gerçek şu ki, biz seni hakikatle müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Artık cehennemlik olacaklardan sen sorumlu değilsin.” (2/119)

İnsana mesajı öğretme (Talim):
“Nitekim size, mesajlarımı iletmesi, sizi arındırması, vahiy ve hikmeti bildirmesi ve bilmediklerinizi öğretmesi için, içinizden bir elçi gönderdik.” (2/151)

İnsanı arındırması (Tezkiye):
“Allah, ayetlerini onlara iletmek. Onları arındırmak ve onlara kitabı ve hikmeti öğretmek için içlerinden bir elçi çıkararak müminlere lütufta bulunmuştur. Oysa ki daha önce apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorlardı.” (3/164)

Müminlere düşkünlüğü:
“Ey insanlar, size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 128)

Tüm bu ayetlerde Allahu Teala, Peygamber Efendimizi bize böyle tanıtıyor. Bugün Kur’an-ı Kerim’e çağırıp sünneti inkar edenler ise Allah Resulü’nü (sav) haşa bir postacı seviyesine indirmeye çalışıyorlar. Sadece bu açıdan bile bakıldığında Allah Resulü’nü (sav) bir postacı konumuna koyup dışlamaya çalışanların haktan ve çağırdıkları Kur’andan ne kadar uzak oldukları görülecektir.

Allah azze ve celle’nin izni ile gelecek sayımızda da konumuzu anlatmaya devam edeceğiz. Allah (cc) bizleri hakkıyla Sünnet-i Seniyyeye ittiba eden kullarından eylesin. (Amin)

(Abdulğafur Batmaz)