Toplumsal Yardımlaşma Vesilesi Kurban

"Biz her ümmete kurban kesmeyi ibadet olarak emrettik ki, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği nimetli hayvanların üzerine onun adını zikretsinler." (Hac: 34)

Toplumsal Yardımlaşma Vesilesi Kurban
Toplumsal Yardımlaşma Vesilesi Kurban

Allah'u Teâla, bu ayet-i kerimede, özelde peygamberimiz sallallahu aleyhi veselleme, genelde ise, tüm Müslümanlara kurbanın evrensel bir olgu olduğunu haber vermektedir: Yani "Ey habibim Muhammed! Ve ey Müslümanlar! Biz kurbanı sadece size has olarak değil, sizden önceki milletlere de bir ibadet olarak emretmiştik. Bunun sebebi, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği nimetli hayvanları keserken üzerinde Allah'ın adını zikretsinler, onun vahdaniyetini ilan etsinler, kendilerine rızık olarak verdiği nimetlere şükretsinler ve bunun etinden fakirlere, yoksullara vererek hem sevap kazansınlar, hem de toplumsal yardımlaşmayı sağlayarak sulh ve sükûneti temin etsinler."

Ayeti kerime, gelmiş bütün peygamberlerin şeriatında kurbanın var olagelen evrensel bir gelenek olduğunu belirtmektedir. Çünkü kurbanın toplumsal yardımlaşma ve kaynaşmada gördüğü işlev, çok büyüktür. Kurban bütün insanların ihtiyaç duyduğu bir değerler kaynağıdır. Kurban insanları Allah'a yakınlaştırdığı gibi, kendi aralarında da onları birbirlerine yakınlaştıran ve kaynaştıran en etkin bir amildir.

Şu var ki, geçmişte bütün ümmetler için kurbanın somut bir şekli yoktu. Daha açıkçası toplumların nezdinde mal olarak en değerli olanı hangisi ise onu kurban olarak Allah'a sunarlardı. Bir yönüyle de kurban, muhakeme işlevini görürdü. Nitekim beşerin ilk atası Âdem aleyhisselamın iki oğlu Habil ile Kabil'in, hangisinin haklı veya hangisinin Allah'a daha yakın olduğu bilinsin diye birer kurban sunmuşlardı.

Rivayetlere göre kardeşlerden biri (Habil), hayvanları arasından en gözde bir koçu kurban olarak sunmuş, diğeri (Kabil) ise, ektiği ziraattan bir deste buğday başaklarını kurban olarak sunmuştu. Bu da gösteriyor ki, o zaman hayvan dışında da kurban sunulabiliyor ve insanlar değişik tarzlarda da kurban verebiliyorlardı. Zira kurbandan maksat, ibadet maksadıyla Allah için bir şeyler vererek Allah'a yakınlaşmaktır. Zaten kurban sözcüğünün sözlük anlamı da bu manayı iktiza etmektedir.

Ancak tarihte hayvan boğazlayarak kurban vermek, İbrahim aleyhisselamdan kalan bir sünnet olarak biline gelmiştir. Ki, bu sünnet, İbrahim aleyhisselamın, Hz. İsmail'in yerine kurban olarak sunduğu bir koçu boğazlamakla başlamıştır. Rivayetlere göre İbrahim aleyhisselam, Kâbe binasını tamamlarsa en sevdiğini Allah için kurban edeceğini vaat eder; ne zaman ki Kâbe'nin işleri bitti rüyada ahdinin yerine getirilmesi hakkında uyarılır. Onun da en sevdiği İsmail'i olduğu için Rabbine onu kurban etmek ister. Ancak Rabbi onun bu işteki samimiyetini ve kararlılığını görünce, Cebrail aleyhisselamla gönderdiği bir koçu boğazlamasını emir buyurmuş ve İsmail'i boğazlanmaktan kurtarmıştır.

Şu halde kurban, sadece İsmail'in hayatını kurtarmamış, darda ve çıkmazda olan bütün inananların hayatı için de kurtarıcı olmuştur. Nitekim tarih boyunca insanlar, her yıl kurbanlarını veya kurban bedellerini yanlarına alarak Mekke Haremine gider ve Hac nüsüklerinden sonra kurbanlarını keserek oradaki yoksullara dağıtırlardı. Bunu bilen yoksullar da her taraftan oraya dadanır, kurban etlerinden pastırma ve kavurma yaparak yılın 12 ayını onunla idare ederlerdi.

Ulaşım imkânlarının kolaylaştığı günümüzde ise kurbanlıklar artık büyük mezbahanelerde kesiliyor ve soğuk hava depolarında korunarak açlık felaketine maruz kalmış ülkelere gönderilerek uluslararası bir boyuta ulaşmıştır. Hakeza yerel düzeyde de kesilen kurbanların önemli bir kısmı, o mahaldaki fakir fukaraya dağıtılıyor ya da muhtaçlara ulaştırmayı üstlenen İHH, YETİMLER VAKFI GİBİ hayır kuruluşları aracılığıyla açlıkla pençeleşen ve et yüzünü görmeye hasret kalan muhtaçlara ve halklara ulaştırılıyor.

Böylelikle kurban, insan toplulukları arasında merhamet ve şefkat duygularını yeşerten, yaraları saran, gönülleri alan ve umumi sulh ve sükûneti sağlayan onarıcı bir amildir. Bundan dolayıdır ki, kurban, bayramın bir sıfatı, bir özelliği olmuştur. Çünkü bayram, sevinmek, eğlenmek demektir. Cenabı Mevla bayramda fakirlerin de yoksulların da yüzü gülsün, onlar da sevinsinler, bayram yapsınlar diye Ramazan bayramında Fıtr sadakasını; kurban bayramında da kurban kesmeyi, gücü yerinde olan her Müslümana vacip! Kılmıştır.

Kurban, müminlerin sadakatini ve teslimiyetini test eden bir sınavdır. Kurban ile sadece İbrahim Aleyhisselam ve İsmail aleyhisselamın itaat ve teslimiyetleri test edilmiş değil, aynı zamanda milleti İbrahim’in tüm fertleri için de bir sınavdır. İtaat ve teslimiyet denince bu iki şahsiyet akla geliyor. Hatta İsmail'in teslimiyeti ve sabırlılığı daha fazla hayret vericidir. Nitekim babası, onu boğazlamakla emrolunduğunu açıklayıp kendi fikrini almak istediğinde: "Babacığım! Emrolunduğun şeyi yerine getir, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın" şeklindeki teslimiyeti, hiçbir zaman silinmeyecek şekilde beyinlere kazınmıştır.

İşte bu şekilde İbrahim Aleyhisselam ile İsmail aleyhisselamın örnek itaat ve teslimiyetlerinin sembolü haline gelen kurban, insanlık tarihinde hiç unutulmayan, vazgeçilmeyen bir miras ve bir sünnet olarak süregeldi. Nesilden nesile ve asırdan asıra hep bu sünnet ihya edildi ve sahnede hep bu gelenek canlandırıldı. Hiçbir zaman unutulmadı ve hiçbir dönemde eskimedi. Her geçen gün biraz daha parladı. Her nesil tarafından aynen yinelendi ve her devirde kutsal bir değer olarak tazeliğini korudu. Her hac mevsiminde bu tarihi olay yeniden canlanırken Müslümanlar İbrahim misali ahde vefakârlığını, İsmail gibi itaat ve teslimiyetlerini ilan ederek tazelemektedirler.

İşte kurban gerçeğine böyle bakan Müslümanlar, milletine uydukları ve akidesine varis oldukları İbrahim aleyhisselamı daha iyi tanımış olur, kendilerini ayakta tutan iman cevherini daha iyi idrak etmiş olurlar. Bu dinin Rabbine: "niçin?" diye bir soru sormadan memnuniyet ve güven içinde takdirine boyun eğerek teslimiyetlerini bildiriyorlar. Allah'ın kendilerinden istediğini, ilk işarette yerine getirme sözünü veriyorlar. Ve en nihayet Rableri için yaptıkları her işte O'nun rızasından gayrı hiçbir düşüncelerinin olmadığını ortaya koyuyorlar.

Müslümanlar için hayat, hem duygu, hem harekettir. İslam, duygu ile hareketi birleştirmiş, düşünceleri akideyle bütünleştirip tek yöne tevcih etmiştir. Hareket ile ibadetin, çalışma ile alışkanlığın aynı noktaya yönelmesini sağlamıştır. Böylece hayatın bütün alanlarına akidenin rengini vermiş, hareketin dokusunu işlemiştir. Yani inançla düşünceyi, akideyle hareketi birbirine bağlayıp derç etmiştir. Bu dine göre hareket akideden neşet etmekte ve onun üzerine kaim olmaktadır. Artık ibadetler ve hareketler akidenin remzidir. Asıl olan hayatın bütünüyle akidenin rengini ve dokusunu alması ve onun gösterdiği istikamette yol almasıdır. İşte bu şekilde ancak insanlar arasında hareket birliği, gaye ve hedef birliği temin edilebilir.

Bundan dolayıdır ki Kur’an, kesilen kurbanların üzerinde Allah'ın adının anılmasını şart koşmuş ve Allah'tan başkası adına kesilen veya üzerinde başkasının ismi anılan hayvanların etini haram saymıştır. Böylece kesilen kurbanlar üzerine Allah adının anılmasını en bariz hedef haline getirmiştir. Sanki kesilen kurbanlar sırf üzerinde Allah'ın adının anılması için kesilmektedir. Aslında bununla bir tevhit gerçeğinin, bir tek Allah'a kulluk bilincinin ortaya çıkması ve bütün Müslümanların tek bir çatı altında bir araya gelip tek bir ümmet olmaları istenmektedir:

"Çünkü sizin ilahınız tek bir ilahtır. O halde (yalnızca) ona teslim olun. Sen itaat edenleri ve mütevazı olanları müjdele." (Hac: 33)

Yani "Ey insanlar! Hacda hepinizin tek bir kıyafete bürünmeniz, tek bir tarafa yönelmeniz, hep aynı şeyleri yapıp paylaşmanız mabudunuzun tek bir oluşuna işarettir. O halde, hepiniz tek bir ilahın kulluğuna teslim olmuşlar olarak Müslüman bir ümmet olun. Huzur ve güven içerisinde kendinizi Allah'a teslim edin. Hal buyken ne diye hala başkalarının önünde eğiliyor onlar adına kurbanlar sunuyor, onları sembolize diyorsunuz! Ve ey habibim Muhammed! Sen Müslümanlardan teslimiyet ile boyun eğip itaat edenleri ve tevazu ile amel işleyenleri müjdele. Dünya işlerinde başarı, ahiret de ebedi kurtuluş onların hakkıdır."

Sonuç olarak, kurban hakkında şu özetlemeyi yapabiliriz: gönderilen bütün peygamberler, insanlara tek bir mabuda ibadet etmeyi öğretmişler. Şeriatları farklı olsa da değişik coğrafyalarda, değişik kültürlere sahip milletlere gönderilmiş olsalar da hepsi dengi ve ortağı bulunmayan tek bir ilahın kulluğuna davet etmişlerdir ve teslimiyet sembolü olan kurbanlarını ona sunmayı, üzerlerinde sadece ve sadece onun adını anarak kesmeyi öğretmişlerdir.

Bu vesileyle tüm okurlarımızın kurban bayramını şimdiden tebrik eder, kurban hassasiyetlerinin en yüksek düzeyde olmasını temenni ederiz. Bizim için kurbanların bir anlamı da kurban şehitleri olan Hasan Gökgöz, Yasin Börü, Hüseyin Dakak ve Riyad Güneş'in şehadet günü oluşudur. Bir Kurban Bayramı'nda daha onları Rahmet ve minnetle yâd ediyoruz. Mekânları cennet olsun. 

Mehmet Şenlik - İnzar