Zinnureyn: Hz. Osman Radıyallahu Anh (4)

2. Halife Hz. Ömer bir sabah namazı sırasında Ebu Lu’lu adındaki birinin suikastına uğradı ve ağır yaralandı. Halifeye oğlu Abdullah’ı yerine tayin etmesini teklif edenler oldu; ama Hz. Ömer bunu kabul etmedi ve şöyle dedi: “Bir aileden bir kurban yeter!”

Zinnureyn: Hz. Osman Radıyallahu Anh (4)
Zinnureyn: Hz. Osman Radıyallahu Anh (4)

Halife Ömer, durumunun ciddi olduğunu fark edince Ashab-ı Kiramdan 6 kişi seçip aralarından birini “Müminlerin emiri” olarak belirlemelerini istedi. Bu altı kişi Hz. Ali, Hz. Osman, Zübeyr b. Avvam, Talha b. Ubeydullah, Sa'd b. Ebî Vakkas, Abdurrahman b. Avf idi. (radıyallahu anhum). Altı kişi, “Cennetle müjdelenen on kişi” (Aşere-i Mübeşşere) arasındaydı.

Zübeyr, Hz. Ali'ye; Talha, Hz. Osman'a; Sa'd de Abdurrahman b. Avf'a oy verdiğini açıkladı. Abdurrahman b. Avf, aday olmadığını açıklayınca onun oyu belirleyici duruma geldi.

Abdurrahman b. Avf, yaptığı görüşmeler neticesinde reyini Hz. Osman lehine belirleyince Müslümanların 3. Halifesi olarak Hz. Osman radıyallahu anh seçilmiş oldu.

FETİH DÖNEMİ

Hz. Osman radıyallahu anh halife olduğunda İslam devleti büyümüş, büyük fetihler yapılmıştı. Hz. Ömer döneminde Suriye, Mısır, Filistin ve İran fethedilmişti. Hz. Osman da kendisinden önceki halife gibi fetihleri devam ettirdi. Hz. Osman döneminde Ermenistan, Kuzey Afrika ve Bizans’a ait bazı yerler fethedildi. Ordu merkezi olarak Kûfe güçlendirildi. Hz. Osman'ın halife seçildikten sonraki ilk işi Kûfe valisi Muğire b. Şu'be'yi görevden alıp yerine Sa'd b. Ebî Vakkas'ı getirmek oldu. Bu da aslında Hz. Ömer’in vasiyetiydi.

Hz. Osman dönemi fetihleri genel olarak üç merkezden idare edildi. Bunlar Kûfe, Basra ve Mısır idi.

Kûfe’den önce Sa’d b. Ebi Vakkas sonra da onun yerine atanan Velid b. Ukbe dönemlerinde fetihler yapıldı. Sonra Velid’in ismi bazı kötü fiillerle anılmaya başlandı. Tarihçilerin aktardığına göre gayrimüslimlerle oturup kalkan Velid b. Ukbe içki içmiş ve o şekilde Müslümanlara sabah namazını 4 rekât olarak kıldırmıştı. Cemaat itiraz edince “İsterseniz artırayım” demiş ve bu da büyük bir öfkeye sebep olmuştu. Bu durum şahitlerle beraber Hz. Osman’a aktarıldığında, Halife önce onu görevden almış ardından yargılayıp ceza vermişti. Velid’e had cezası uygulanacağı zaman Hz. Osman bunu Hz. Ali’den istemiş, Hz. Ali de Abdullah b. Cafer’i görevlendirmiş ve Velid’e kırk sopa vurularak ceza yerine getirilmişti.

Hz. Osman’ın Basra’ya tayin ettiği Abdullah b. Amir çok önemli fetihler gerçekleştirdi. Gerek bizzat kendisinin yönettiği gerekse de atadığı komutanlar vasıtasıyla Sicistan, Tus ve Herat çevresini fethetti. İran’da isyan eden ve İslam ordusunu mağlup eden güçlere karşı yirmiden fazla savaş gerçekleştirdi ve nihayet isyanları bitirdi.

Mısır merkezli seferler oldukça etkileyiciydi.

Hz. Osman, Amr b. As’ı görevden alıp yerine Abdullah b. Sa’d b. Ebi Serh’i vali tayin etti. Abdulah b. Sa’d, tüm Kuzey Afrika’yı fethettikten sonra Afrika’nın içlerine de seferler düzenledi.

Orduda seçkin sahabiler bulunuyordu. Özellikle bir sefer katılanların isminden dolayı tarihte önemli bir yer tutmuştur.

Ashâbdan adı "Abdullah" olan tam yedi kişi o seferde aynı ordudaydı. Bu yüzden bu orduya "Ceyşü'l-Abâdile", çıkılan gazaya da "Gazvetü'l-Abâdile" (Abdullahlar Savaşı) adı verildi. Bu “Abdullahlar” şunlardı: Ordu komutanı Abdullah b. Sa'd, Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Ömer b. el-Hattab, Abdullah b. Amr b. el-As, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ûd ve Abdullah b. Cafer.

Abdullah b. Sa'd, kara seferleri yanında deniz gücü oluşturarak deniz seferleri de gerçekleştirdi. Vali, Akdeniz'de İslam ordusunun deniz gücünün Bizans donanmasını yendiği “Zâtü's-Savâri” savaşında da komutan olarak görev yaptı.

Savaş, Bizans’ın İslam ordusunun ele geçirdiği yerlere yönelik saldırı hazırlığı yapması üzerine meydana geldi.

Bizans imparatoru Herakliyus, hem elindekileri korumak hem de kaybettiklerini geri almak için büyük bir donanma gönderdi. Bunu haber alan Abdullah b. Sa'd da donanmasıyla Akdeniz'e açıldı. İki donanma Akdeniz'de karşı karşıya geldi. Yaşanan büyük savaş Müslümanların galibiyetiyle neticelendi. Bu, İslâm tarihinin en önemli deniz zaferlerinden biri olarak tarihe geçmiştir.

PEYGAMBER MESCİDİ VE KUR’AN

İslam Tarihinde mescidler çok önemli fonksiyonlara sahiptirler. Allah Rasulü, birçok önemli görüşme ve toplantısını Medine mescidinde gerçekleştirmiştir. Halifeler de Efendimiz aleyhissalatu vesselamın izinden giderek bu sünneti devam ettirmişlerdir.

Hz. Osman döneminde daha iyi işlev görebilmesi için mescidde bazı değişiklikler yapmak gerekti.

Öncelikle mescidin genişletilmesi gerektiğini düşündü Hz. Osman. Bunun için içine taş sütunlar dikerek tavanı taşıyacak bir hale getirdi. Duvarlarını sağlam ve süslenmiş taşlarla yeniden inşa etti. Tavanını da sağlam bir ağaç cinsiyle iyice kapattı.

Hz. Osman daha önce Peygamber’in sağlığında da mescidin genişletilmesi için çaba harcamıştı.

Hicri altıncı yılda Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam mescidin genişletilmesini ve bunun için çevresindeki bazı ev ve arsaların alınmasını istedi. Hz. Peygamber bir adamdan evini bu işi için bağışlamasını isteyerek ona “Evini Mescide bağışlarsan, Cennette sana bir ev verilir!” dedi. Adam bunu kabul etmedi. Bunu duyan Hz. Osman, adamla pazarlığa girişti ve evi on bin dirheme satın aldı. Daha sonra Peygamber aleyhissalatu vesselamın yanına gelerek ona “Ey Allah’ın Resulü!, Bu adama teklif ettiğin bedel (yani cennette bir ev) karşılığında bu evi benden al” dedi. Peygamberimiz de cennette bir ev karşılığında bu evi aldı.

Karşılığında cennet olmak üzere ne güzel bir ticaretti bu!

Kur’an aşığı Hz. Osman’ın Kur’an-ı Kerime de büyük hizmeti oldu.

Hz. Ebubekir dönemi Yemame Harbinde çok sayıda hafız şehid olunca sahabenin mutabakatı ile Kur’an metni bir bütün olarak sahifelere yazılmış ve böylece iddia ve söylentilerin önüne geçilmişti. Ancak sahabe bazı ayetleri “yedi harf ” müsaadesine bağlı olarak farklı okumayı ve okutmayı sürdürdüler. Bu da tartışmalara neden olmaya başladı. Hz. Osman buna müdahale etmek ve bir tefrikanın önüne geçmek gerektiği kanaatiyle bir girişimde bulundu.

Kaynaklarda olay şöyle anlatılır:

Sahih-i Buhari, Enes b. Malik’ten rivayet eder: “Ermenistan ve Azerbaycan seferine iştirak eden Irak ve Suriyeli askerler arasında Kur’an okuyuşu konusunda kıraat farklılıkları belirdi. Huzeyfe b. Yeman, Hz. Osman'a gelip kıraat farklılıklarından endişe duyduğunu belirterek şöyle dedi: “Yâ Emire'l-Mü'minîn, bu ümmet Kur'an-ı Kerîm hakkında Yahudi ve Hıristiyanların düştüğü ihtilâfa düşmeden onun imdadına yetiş.”

Bunun üzerine Hz. Osman, Hz. Hafsa'ya haber göndererek, “Bize Kur'an sayfalarını gönder, onları sayfalara çoğalttıktan sonra sana iade edelim” dedi. Hz. Hafsa sayfaları gönderdi. Hz. Osman, Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Zübeyr, Said b. Âs, Abdurrahman b. el-Haris b. Hişam'a emretti ve onlar da bu sayfaları çoğalttılar. Hz. Osman onlara bu görevi verirken, Kureyşli üç kişiye şöyle emretti: “Şayet Kur'an'dan bir şey hususunda Zeyd b. Sabit'le aranızda bir ihtilâf olursa, onu Kureyş lehçesiyle yazın. Çünkü Kur'an onların diliyle nazil olmuştur.”

Heyet emri yerine getirerek Kur'an'ı istinsah etti. Hz. Osman da asıl sayfaları Hz. Hafsa'ya gönderdi ve çoğaltılan Mushaflardan her birini bir eyalet halkına göndererek bu mushaf dışında Kur'an’dan her kimde ne bulunursa onu yakmasını emretti.”

Kur’an yedi nüsha halinde çoğaltıldı ve altı nüshası Müslümanların yaşadığı merkezlere gönderildi. Bir nüsha da Hz. Osman’ın yanında kaldı. Çoğaltmalar her yerde bu nüshalar esas alınarak yapıldı.

Hz. Osman, böylece infaktaki öncülüğü gibi Kur’an’a hizmette de öncüler arasında yer aldı.

HAYÂ, EDEP VE HİLM

Efendimiz’in belirttiği gibi “Meleklerin bile hayâ ettiği bir kimse”ydi Hz. Osman.

Edebinden pek konuşmaz; ama imkanları dahilinde Peygamberin ve sahabenin ihtiyaçlarını karşılardı.

Yumuşak huylu ve akrabalarına düşkündü. Akrabalarının yanlış yolda olması ona çok dokunur, hidayet bulmaları için elinden geleni yapardı.

Akrabalarına yaptığı yardımlar için “Devlet hazinesinden veriyor” şeklinde yapılan eleştirilere “Bana helal mi ki onlara vereyim” diye cevap vermişti.

Büyük sahabi Ebuzer-i Gıffari konusunda da rivayetlerin en keskin olanlarını seçenlere, cennetle müjdelenen bir sahabi için “Hüsn-ü zan”da bulunmanın daha hayırlı olacağını hatırlatalım.

Evet, Ebuzer seçkin ve samimi bir sahabedir.

İlk Müslümanlardan, Ashab-ı Suffa’dan ve Peygamberin yakın dostlarındandı.

Tabiatı dolayısıyla sert, katı ve dobraydı.

İlk Müslüman olduğu günlerde herkes inancını gizlerken o açıkça haykırmış, dövülmüş ve “kandan bir heykele” dönmüştü. Biraz kendine geldiğinde bu tavrını devam ettirmiş, bunun üzerine de Efendimiz onu kabilesi olan Beni Gıfar’a göndermişti.

İnanç, takva ve içtenliğin somut bir haliydi Ebuzer; ama dili sert ve kırıcıydı.

Allah Rasulü daha sağ iken, Ebuzer, Medine’de üslubundan dolayı bazı sahabelerle arasında sorunların ortaya çıkmasına sebep olmuş, utanmış ve Allah Rasulü’nden izin isteyip Medine dışında yaşamaya başlamıştı.

Hz. Osman’ın hilafeti döneminde İslam ordusunda görev alıp birçok sefere iştirak eden Ebuzer radıyallahu anh, bir süre Şam’da yaşamaya başladı. O esnada lüks yaşam ve israf eğilimini fark ettiğinde yapanın kimliğine bakmadan itiraz etti. En büyük itirazları da Şam valisi Muaviye’ye yönelik oldu. Muaviye, Ebuzer’i Hz. Osman’a şikayet edince Halife onu Medine’ye çağırdı.

Ebuzer, sert üslubunu Hz. Osman karşısında da tekrar etti. Hilm ve edebin zirvesi olan Hz. Osman, bu durum karşısında kırıldı ve sesini çıkarmadı. Ebuzer de bundan dolayı üzüldü ve Medine’den ayrılmak istediğini söyledi. Halife’nin de onayıyla bir su kenarında olan ve Gıfar kabilesinin konaklama yerlerinden olduğu bilinen Rebeze’ye gitti. Hz. Osman, ona develer ve iki de hizmetçi verdi.

Güvenilir kaynaklarda olay böyle anlatılmasına rağmen farklı rivayetlerin peşine düşerek Hz. Osman’a dil uzatmak ne insafla ne de vicdanla izah edilebilir.

Bize düşen gönlü peygamber aşkıyla dolu olan o iman erleri hakkında güzel düşünmek ve güzel konuşmak olmalıdır, başka değil.

Rabbimizin buyruğu şöyledir: “Bir de onlardan (sahabeden) sonra gelenler, derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin." (Haşr/10)

M.Said Çimen - İnzar