Zinnureyn: Hz. Osman Radıyallahu Anh (5)

FİTNELER: Hz. Osman’ın hilafetinin ilk altı yılı sorunsuz geçmiş ancak sonraki altı yılda fitneler baş göstermiştir.

Zinnureyn: Hz. Osman Radıyallahu Anh (5)

Yaşlanmıştı halife.

İslam Devletinin genişlemesiyle kontrol konusunda sıkıntılar ortaya çıkmış, Hz. Osman’ın halimliğinden ve akrabaya olan düşkünlüğünden faydalanan kimi kötü niyetli akrabalarının tutumu, fitnelerin artmasında etkili olmuştu.

Halifenin “yolsuzlukları ve keyfi uygulamaları denetleyemediği” yönünde eleştiriler yapılıyor, tepkiler yükseliyordu.

Hz. Ali, bu konudaki şikâyetleri ona ilettiğinde o, Hz. Ali'ye şöyle dedi:

"Muğire b. Şu'be'yi Ömer'in vali tayin ettiğini bilmez misin?"

Hz. Ali: "Biliyorum" deyince o; "O halde neden akrabalığı ve yakınlığından dolayı onu vali tayin ettiğim şeklinde bir kınamada bulunuyorsun?" diye sordu.

Hz. Ali buna şöyle cevap verdi: "Ömer vali atadığı kimseyi sıkı bir şekilde kontrol altında tutardı. En ufak hatalarını görse onları sorgular ve en şiddetli şekilde cezalandırırdı. Sen ise bunu yapmıyorsun."

Hatasını kabul etti halife. Bu bir sorundu ve üzerine gitmek gerekiyordu.

Hz. Osman, müfettişler görevlendirip şikâyetleri rapor etmelerini istedi. Muhammed b. Mesleme'yi Kufe'ye, Usame b. Zeyd'i Basra'ya, Abdullah b. Ömer'i Şam'a ve Ammar b. Yasir'i de Mısır’a gönderdi. Gelen raporlar doğrultusunda şikâyetleri inceledi, sahabenin önde gelenleriyle istişarede bulundu ve bu doğrultuda kararlar almaya başladı.

Birçok yerde ortamın sakinleştiğine dair haberler geldi.

Ama Mısır’dan gelen bir topluluk ciddi sıkıntılarla karşılaştı ve ardından da sıkıntılara sebep oldu. Vali Abdullah b. Sa’d’ın uygulamalarını eleştiren bazıları döndüklerinde öldürülmeye kadar varan kötü muamelelere muhatap oldular. Bunun üzerine Mısır’dan altı yüz kişilik bir grup Medine’ye geldi ve çözüm bulunması için halife ve ashabın önde gelenleri ile görüştüler. Hz. Ali, Talha b. Ubeydullah ve Hz. Aişe, Hz. Osman’a gelerek şikâyetleri ilettiler ve çözüm bulmasını istediler. Hz. Osman onlarla görüştü ve istekleri doğrultusunda Abdullah b. Sa’d’i azletti ve Muhammed b. Ebubekir’i vali olarak atadı.

Mısır heyeti memnun bir şekilde Medine’den ayrıldı. Bir konaklama yerinde şüpheli tavırları olan ve hızla Mısır yönüne gitmeye çalışan birini yakaladılar. Adamı sorguladıklarında Abdullah b. Sa’d’a götürdüğü mektubu buldular. Mektupta Hz. Osman’ın mührü vardı ve içeriğinde Vali Abdullah b. Sa’d’a, Medine’den ayrılanlar Mısır’a geldiklerinde Muhammed b. Ebubekir ve başka birkaç kişinin daha öldürülmesi talimatı yer alıyordu.

Topluluk çok öfkelendi.

Ortada kandırıldığına ve tuzağa düşürülmek istendiklerine inanan ve bunun hesabını sormayı düşünenler vardı artık.

Mısır’dan gelenler mektupla beraber Medine’ye geri döndüler.

KUŞATMA VE ŞEHADET

Hz. Osman’ın evi kuşatma altına alındı.

Tansiyon yükselmişti ve her kafadan bir ses çıkıyordu.

Hz. Ali, yanına Muhammed b. Mesleme’yi de alarak Hz. Osman’ın evine gitti ve ona mektubu sordu. Hz. Osman, mektuptan haberi olmadığını söyledi. Yapılan kısa araştırma ile mektubu yazanın Hz. Osman’ın damadı Mervan b. Hakem olduğu ortaya çıktı.

Mervan’ın yaptığı iş ortalığı karıştırmıştı. Bunu öğrenenler Hz. Osman’dan Mervan’ı kendilerine teslim etmesini istediler. Hz. Osman bunu kabul etmedi, çünkü evini kuşatanların Mervan’ı öldürmeye niyetli olduklarını anlamıştı. Naif yüreğiyle Peygamber şehrinde böyle bir şeye izin veremeyecek kadar halimdi.

Hz. Ali, hem asilerle hem de Hz. Osman ile görüştü. Asileri ikna etmeye çalıştı, Hz. Osman’ın da halkın karşısına çıkıp konuşmasını istedi.

Hz. Osman çıkıp ağlayarak şöyle dedi:

"Allah'a yemin ederim ki, kişi bilmediği şeyi ayıplarsa onu ayıplamış sayılmaz. Ben her ne yaptıysam mutlaka bilerek yaptım. Ancak aklımı karıştırdım. Yolumu kaybettim. Ben, Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu işittim: "Ayağı kayan tevbe etsin, hata yapan tevbe etsin. Helakte devam etmesin. Çünkü zulümde devam eden kişi, (doğru) yoldan çok uzaklaşır." İşte ben öğüdü alan ilk kişi oldum. Yaptığım işlerden ötürü Allah'tan mağfiret diliyor ve tevbe ediyorum. Ben minberden inince eşrafınız yanıma gelsin. Allah'a yemin ederim ki, ben başkasının mülkiyeti altına girdiğinde sabreden, hürriyetine kavuştuğunda şükreden köle gibi olacağım. Allah'ın yolu neresiyse oraya gideceğim.”

Hz. Osman’ın sözleri dinleyenleri etkiledi. Bazılarının gözleri yaşardı.

Ama hemen sonra fitne yeniden devreye girdi. Hz. Osman’ın eşi Naile’nin itirazına rağmen Mervan halkın karşısına çıkıp şunları söyledi:

“Ne oluyor size! Bir talan yapmak üzere gelen adamlar gibi toplanmış duruyorsunuz. Hey yüzleri çirkin insanlar! Ne istiyorsunuz? Siz bizim hükümdarlığımızı elimizden almak niyetiyle mi geldiniz? Çıkıp gidin buradan. Allah'a yemin ederim ki, bize saldırıp kastedecek olursanız, bizden hoşlanmayacağınız şeyler göreceksiniz. Başınıza geleceklerden de memnun olmayacaksınız. Çekin evlerinize gidin. Vallahi biz şu anda elimizde bulundurduğumuz yönetim işini kimseye kaptırmaz ve bunda mağlup olmayız.”

Öfke yine büyüdü. Birçok sahabe Mervan’ın bu tutumundan dolayı aradan çekildi.

Kuşatma şiddetlendi.

Evini kuşatanlarla konuşmak istedi Hz. Osman; ama gözlerini kan bürümüş topluluk bunu kabul etmedi. Bununla birlikte kısa süre içinde Peygamber damadı ve ailesinin suyunu kesecek kadar zalim oldukları çıktı ortaya.

Rume kuyusunu yüksek fiyata satın alıp Müslümanların hizmetine sunan birine karşı bu yapılan aynı zamanda nankörlüktü.

Medine, en sıkıntılı zamanlarda yardımına yetişen bu hilm, haya ve cömertlik simgesi yüce şahsiyetin uğradığı zulüm karşısında çaresizdi.

Asilerde öfke gözleri kör etmiş, İslami hassasiyet kaybolmuştu.

Kuşattıkları kişi, “Rıdvan Biatı”nda peygambere bağlılığını herkesin gördüğü, “Zorluk ordusu”nu donatan ve böylece Aziz Peygamberin müjdesiyle cennet müjdesi alan kişiydi.

Hz. Osman’a şöyle sesleniyorlardı: "Biz seni hilafetten azledene veya öldürene yahut da bu yolda ölene kadar bu işten vazgeçecek değiliz. Eğer sana sahip çıkanlar bize engel olmaya kalkarlarsa onlarla savaşırız."

Hz. Osman ise hilafet görevini bırakmayacağını, ölümün bundan daha sevimli olduğunu söyledi.

Hz. Osman tüm o kuşatma günlerinde askeri anlamda yardım tekliflerinin tümünü reddetti ve Müslümanların kanının döküleceği bir çatışmaya izin vermeyeceğini net bir şekilde ortaya koydu.

Hilafeti bırakmaya yanaşmıyordu, çünkü Rasulullah’tan şunu duymuştu: "Ya Osman! Belki Allah sana bir gömlek giydirir, münafıklar senden onu çıkarmanı istediklerinde onu, bana kavuşuncaya kadar sakın çıkarma!"

Bir gün asilerin karşısına çıktı ve “Ali buralarda mı, Sa’d buralarda mı?” diye seslendi. Orada olmadıklarını anlayınca şöyle dedi: “Bana su getirmesi için Ali’ye haber verecek kimse yok mu?”

Bu haber Hz. Ali’ye ulaşınca içi yandı ve derhal üç kırba suyu ona gönderdi.

Hz. Ali, gelen bilgilerden yola çıkarak asilerin halifeyi öldürmeye niyetleri olduğunu anladı ve buna engel olmak için oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i gönderdi. Kısa sürede Abdullah b. Zubeyr ve başka gençler de bunun için Hz. Osman’ın kapısına geldiler.

Asiler, Hz. Osman’ı öldüreceklerini söylüyorlardı. Hz. Osman onları ikna etmeye çalıştı ve bir Müslümanın kanının ancak, zina, kasten öldürme ve dinden dönme durumunda dökülebileceğini; kendisinin ise bunlarla itham edilemeyeceğini söyledi.

Hz. Osman, topluluğu ikna etmeye çalışıyor; ama onun olmadığı sıralarda Mervan, hakaretlerle topluluğu daha çok tahrik ediyordu.

Yüzlerce kişiden oluşan asiler eve hücum ettiler.

Hz. Osman’ı korumaya gelen seçkin sahabelerin çocukları yaralanma pahasına direndiler; ama asi topluluğuyla baş edemediler. Asiler, komşu evlere girip duvarı deldiler ve Hz. Osman’ın kaldığı yere girdiler.

Hz. Osman oruçluydu ve Kur’an okuyordu.

İlk Müslümanlardan, Peygamberin yakın dostu ve damadı, müminlerin halifesi gözlerini kan bürümüş kişilerle karşı karşıya kaldı.

Üç kişi içeri girip Hz. Osman’a hücum ettiler. Halifenin eşi Naile, elini siper yapınca parmakları koptu.

Hz. Osman, üç kişiden birini tanıdı. O kişi Hz. Ebubekir’in oğlu Muhammed idi.

Gönlü nezaket, edep ve hilm ile dolu olan Hz. Osman, Muhammed bin Ebubekir’e acı dolu bir yüzle baktı ve şöyle dedi: “Baban bu halini görseydi ne derdi?”

Kendi kanı pahasına Müslümanların kanının dökülmesine itiraz eden Halifenin sözleri kılıç gibi keskin ateş gibi yakıcıydı.

Muhammed, utandı ve geri çekilmek istedi; ama diğer iki kişi kılıç darbeleri ile Hz. Osman’ı şehid ettiler.

Kur’an’ın üzerine aktı pak kanı.

Hz. Osman’ın son anında şu duayı üç kere tekrarladığı rivayet edilir: “Ya Rabbi Ümmet-i Muhammed arasındaki tefrikayı kaldır ve kendilerini birleştir”

Şehadetine kadar Müslüman kanı dökülmesin diye çaba harcadı; ama zalimler onun kanını dökmekten çekinmediler.

Medine’yi terör esir aldı.

Üç gün boyunca şehid halifenin cenazesi defnedilemedi.

Üç günün sonunda Zubeyr b. Avvam yanında bir toplulukla Hz. Osman’ın cenazesini kaldırdı, namazını kıldırdı ve onu Baki Kabristanına defnetti.

Biz onu Rasulullah’a olan sevgisiyle, fedakârlığı ve cömertliğiyle anıyoruz.

Hz. Osman, hem Habeşistan’a hem de Medine’ye hicret eden, Peygamber aleyhissalatu vesselam, suyunu sevdi diye Rume kuyusunu yüksek bedeller ödeyerek satın alıp vakfeden, Hudeybiye’de canını hiçe sayıp Mekke’ye giden, “Zorluk ordusu”nu donatan, Peygamber’in kızları ile evlenme şerefine ulaşan kişidir.

Hz. Osman radıyallahu anh, söylediği şu söz ile bir Müslümanın hangi hassasiyetlere sahip olması gerektiğini çok güzel izah etmiştir:

“On şey çok zâyi olmuştur: Sual sorulmayan âlim, amel edilmeyen ilim, kabul edilmeyen doğru görüş, kullanılmayan silâh, içinde namaz kılınmayan mescid, okunmayan mushaf, Allah yolunda dağıtılmayan mal, binilmeyen vâsıta, dünyayı isteyenin içindeki zühd ilmi, içinde ahiret yolculuğu için azık edinilmeyen uzun ömür.”

Allah onu rahmetiyle kuşatsın.

M. Said Çimen -İnzar